AYIPTIR, YAZIKTIR, GÜNAHTIR MİLLETE ÖYLE HİTAP
“Sokağa çıktığınızda artık adımlarınızı aman dikkatli atın; kalabalık caddelerde bile önünüzü, arkanızı, sağınızı, solunuzu iyice ve devamlı kolaçan edin. Sakın ola ki tenha sokaklara öyle tek başınıza girmeye kalkmayın ve en önemlisi de, karanlık basmadan mutlaka evinizde olun. İçeri girer girmez kapınızı kilitleyin, açık pencere varsa hemen örtün ve tedbiri bundan böyle hiç elden bırakmayın!
Zira sokaklarda hayvanat bahçesindeki kafeslerinden kaçmış yırtıcılardan kat be kat vahşî bir güruh dolaşıyor, her an onlardan birinin saldırısına uğrayabilirsiniz!”
Bu iki paragraf, AKP iktidarına çok yakın yazarlardan ünlü Murat Bardakçı’nın 18 Mayıs 2023 tarihli Habertürk sitesinde yayımlanan “Hayvanat Bahçesi” başlıklı yazısının giriş kısmıdır.
AKP iktidarının “Kültür ve Sanat Varlıkları Kurulu” ve “Afet Yönetimi Politikalar Kurulu” gibi süslü isimleri olan ve fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi geleneksel kurumlarının yerine veya karşısına kurulduğunu bilmediğimiz kurullarının da üyesi olduğu tanıtımlarında not düşülen Sayın Bardakçı’nın, yenilir yutulur olmayan ve asla tenkit sayılamayacak hakaretnamesine bir reddiye yazmak ve aynı şartlarda iade etmektir bu yazıdan maksadımız.
‘’Güruh’’ diyor bu ülkenin muhalif insanlarına sayın yazar.
Türkçe’mizin sözlüklerinde değersiz, aşağı görülen, ayaktakımı, sürü, küçümsenen topluluk manaları yazılan bu “Güruh” kelimesini, kendi milletine karşı, en azından ülkesinin şehirlerinde birlikte yaşadığı ve kendisi kadar haklara sahip insanlar için nasıl yazabilir; ve yahut ne olmuş olacaktır ki, böyle bir hitabı kullanmayı kendisine yakıştıracaktır?
22 yıllık bir iktidara “Müptela” olmak mıdır bu yazının sebeplerinden biri. Psikolojik destek ihtiyacı almak endişesine kapılmışlarsa, muhaliflere ne bundan?
Korkutmak, gitme korkusu yaşayanların son işi olmuş?
Sokağa çıkma, caddelerde gezme, sürekli teyakkuzda ol. Tek başına olmak mı, aman ha. Hem karanlık da var. Ya sokak lambalarından biri yanmıyorsa, karşıdan gelen otomobilin farları yanmıyorsa, devriyeler basmadan, pardon karanlık basmadan “Mutlaka evinizde olun”. Ah o romanların konusu “Karartma geceleri”…
Sokaklarda “Vahşi bir güruh dolaşıyor”muş ve saldırıyorlarmış.
Tarihin 22 yılında bir dediği iki olmamış bir iktidarın yaşanılan bu son günlerinde gelinecek yer burası mı idi?
Muhal farz yazılanlarda doğruluk payı var kabul edelim; şiddetle reddetsek de. Mes’ulü kimdir Sayın Bardakçı?
AKP gelirken doğanlar 22 yaşında oldular. 10 yaşındakiler 20 yaşındakiler orta yaşta sayılırlarsa bugün, hangi hataların, yanlışlıkların, inatların, ısrarların neticesindedir sizin bu “Güruh” dedikleriniz; üstelik vahşi olmak sıfatını da eklemişsiniz?

Paralellerine istediğini vermekle öğünen, soru çalanların çocuklarımızı ele geçirmesine izin veren, istihbaratı “Enişte” olan, mülakatlardaki haksızlığı bu seçim öncesi ancak kabul edebilen bir iktidara muhalif olanlar, sizin hangi rahatınızı bozdular da “Güruh”luğu layık gördünüz onlara, yazar Sayın Bardakçı?
Cevabı bir sonraki bir cümlelik paragrafta.
“Bunlar, iktidar olma hayallerine dalan ama hayalleri hakikat olmayınca kafayı sıyıran bir güruh…”
İnsanların iktidar olma hayallerinin olması ne zamandan beri suç oldu ve hangi kanun kitabında yazıyor?
Partilerin kurulma sebebi, insanların siyaset merakı, yöneticilik arzuları hep bir gün iktidar olma hayalinden kaynaklanmaz mı? İttifakçılarınız gibi düşünmek ve bulduğuyla tatmin olmak neden size benzemeyenlerin ve daha kabiliyetlilerin erdemi olsun?
“Hayalleri hakikat olmayınca…”
Nerden biliyorsun ve ne demektir bu iddia?
Seçim devam ediyor. Yasalarda belirtilen ikinci tur henüz sonuçlanmadı. Yoksa sizin başka bir bildiğiniz mi var?
Pazar günü sandıklardan çıkacak neticeyi yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olmasını ve TBMM’nin gücünü kabule hazır olmayan birinin itirafı mıdır yoksa?
“Geliyoruz, hesap soracağız!” cümlesinin neresi suç Sayın bardakçı? Gelmek istemiyoruz mu diyeceklerdi? Mağduriyetlerinin hukuki bir değeri olmasın mı isteyeceklerdi? Biz de denetimsizlikten yanayız vaadini mi vereceklerdi?
Senelerce demokrasi, düşünce özgürlüğü demişler, şimdi bir tarafa atmışlar. Muhalefetin böyle suçları da varmış asrın en demokrat, en özgürlükçü iktidarı karşısında. Ünlü yazar Sayın Bardakçı’nın yazdıklarına göre. Sonra da zayıf karınlarını göstermiş.
“…onların gönlündeki partilere oy vermeyip de iktidara getirmeyen vatandaşa şimdi hakaret üstüne hakaret, tehdit üstüne tehdit yağdırıyor ve bol bol da küfrediyorlar.”
Kendisi gibi düşünenleri, kendisi gibi iktidardan yana olanları böyle anlatmış Sayın Bardakçı. Neredeyse kendi iktidarını, yandaşlarını koruyamamakla itham edecek.
Hakaret, tehdit, küfretmek suç değil mi yasalarımızda Sayın Bardakçı? Niçin yasal işlemlerin yapılmasını istemiyorsunuz? Tereddüdünüzün kaynağı nedir? Trol hesaplar çıkar korkusu mu?
Bir sitemi hatırlıyorum geçmiş seçimlerimizin birinden sonra yayılan. Günaydın gazetesi haberleştirmişti sanıyorum.
ANAP’a daha çok oy veren illerin insanları güya, Karadeniz şehirlerinden rastgele telefon numaraları çevirerek, “Biz sizin köylünüze (Mesut Yılmaz) oy verdik. Siz Refah Partisi’ni tercih ettiniz…” demişler; Refah Partisi’ne karşı olduklarını böyle ilan etmişler.
Gazetecilerimizin iftirada çağ atlamasına şahit olduk ama iddialarının devamı da var Sayın Bardakçı’nın.
“Onlara sorarsanız, kendileri gibi düşünmeyen kim varsa tamamı aptal, cahil, pislik, vesaire…”
Haşa Sayın Bardakçı. Şahsi düşüncelerinizi sorgulamadan şu kadarını söyleyebiliriz. Hiç kimse bu ülkede birkaç yerden maaş alanlarımıza o dediklerinizi demez. Düşük KPSS puanıyla girdiği mülakatlardan olur alanlara da. Çünkü bunlar akıllı olmanın tarafınızdan da tasvip edilen izlerdir, işaretlerdir, belirtilerdir.
Depremzede bedduasının nereyi vuracağına gelince…
Sarsıntıların yıkıcı etkisinden, alanın büyüklüğünden, olumsuz hava şartlarından, altyapı yetersizliğinden söz ederek iktidarlıların helallik istediği saatlerden çok önce, ilk şafaktan itibaren depremzedelerin yardımına koşan ve hep onların yanında olan insanlarımızı, depremzedelere fena sözler söyleyenler olarak yazmak ayıptır, yazıktır, günahtır Sayın Bardakçı.
Size malzeme vermek için yakın trolleriniz böyle görevler üstlendilerse bunu biz bilmeyiz. Bu konularda da adli çalışmalar yapmaya yasalarımız elverişli ve yeterlidir sanıyoruz. Yoksa bu tutumunuz, yasalar konusunda bizim gibi düşünmediğinizi ve hatta desteklemeyi ulu görev saydığınız iktidara karşı olmak dahi sayılabilir.
Son söz: Muvafık yazar, değişimin sağlanacağı bir seçim arefesinde böyle yazmış; itiraz hakkımızı kullandık.
CÜBBESİ Mİ, KIŞKIRTMASI MI
Şöhretini cübbesinden alan ve bizim “Şüpheli” sıfatıyla tercih ettiğimiz kefen ticaretiyle ünlü vaizin sosyal medyaya sürülmüş bir vidosunu gördüm.
Teknik olarak “Cem Yılmaz gösterisi”nin bir kopyası yapılmak istenmiş; fakat kötü olmuş. Oturduğu yerden el kol hareketleri ve seyircisini de ortak etme çabasına belki gülünür.
14 Mayıs’ı değerlendiriyor sıfatlarını yazarak anlatmak zorunda kaldığımız sayın kişi bey. Diyor ki:
“Bizim sağcılar CHP’ye iyi bir kazık attılar. 2 puanları yok, 34 mebusluk aldılar CHP’den.”
Sonra kedi–ciğer fıkrasını anlatmaya çalışıyor; Nasreddin Hoca’nın karısına, kardeşim dediğini iddia ederek. Gerçi o, anlattığının bir Nasreddin Hoca fıkrası olduğunu bilmeden konuşuyor. Çünkü o, hoca olarak, övgüler düzdüğü ve şöhretinin çoğunluğunu borçlu olduğu FETÖ namlı haini tanımaktadır.
“Bu solcular ne zaman akıllanacak?”

“Bizim dememize bakmayın” dediği sağcılar ve akıllı saymadığı solcular…
Ayrımcılık, toplumu ayrıştırma işine baştan başlamış, 80 öncesi tarihte kalmış gibi. Tebliğ, irşad, aydınlatma görevi olması gereken bir devlet maaşlısından insanları sağa, sola yönlendirmesini duymak, iktidarın yaşattığı son acılardan olsun diyelim.
“Solculara tavsiye ediyorum. Aklınızı başınıza devşirin. Size de acıyorum.”
Merhameti, kışkırtma/provokasyon yapacağında hatırlayan zatı devletli kişimiz, çok önceki bir programında, Silivri’den salıverildiği günlerin bir sonrasında, oradaki hayatını anlatırken, bugün “Akıllı” saymadığı solcuların ilaçlarını temin ettiğini ve iktidar cenahından hiç ziyaretçisinin olmadığını da anlatmıştı Tv kanallarında, yana yakıla acındırma rolünü saklayamadan.
“FETÖ tarafından oraya eğitim için alındığına (Koğuş arkadaşı bir başka din mensubu ile serbest hayatta görüşmesinin dedikodu üreteceği korkusu ve endişesinin icabı olarak) ve bugün o eğitimin gereğinin yapıldığına inanmam da ayrı bir not olsun.
Zatı devletli dememiz boşuna değil bahse konu kişi beye. Bir gösterisinde kullandığı bu ayrımcı cümleleri, Cumhur İttifakı propagandistlerince de aynen kullanılmıştır. Demek ki seyircisi var. Yahut teşvikçileri diyelim.
Sakallı sarıklı ve bizim de buraya örneklerini koyamayacağımız karikatürler çizilmiyor artık; gerçek görüntüleri çıkıyor, bir zamanlar yasakladıkları, evlerinize sokmayın dedikleri TV ekranlarına.
Böyle bitmelerine ve gitmelerine de üzülüyoruz!
Bir yanıt bırakın