SEÇİM, KIVRAK ZEKALAR YARIŞI MIDIR?
28 Mayıs 2’nci Tur Seçimi öncesi cadde kenarlarındaki ilan tahtalarını kaplayan AKP afişlerini gören ve yarışan iki liderle akran sayılan insanlarımız, ilkokullarının birinci sınıfında okudukları “Alfabe”lerini hatırlamışlardır.
Son sayfalarının birindeki dede ve torun resimli okuma parçası aynen şöyle idi:
“Dedem bana oku, yaz adam ol, dedi.”
Ben de okudum, yazdım, adam oldum.”
O Alfabeye göre adam olmanın tek şartı vardı: Okumak ve yazmak.
Günümüzde özellikle aranan ve sorulan “Diploma” önemsenmemiş. Oku yaz, diploma al, adam ol denmemiş mesela.
O Alfabe, bugün ülkemizin yönetiminde bulunacak yahut bizzat yönetecek insanlarımıza yol gösterirken, yani olunmasını istediği adamlığa ekler yapmamış, yalınlığı tercih etmiş; sadece adam demiş.
AKP afişleri “Doğru adam” diyor.
Seçim, adamların yarışı ise, AKP, oyunu istediği halka, kopya mı vermiş oluyor; adayını “Doğru adam” ilan etmekle…
Lakin temelinde halka güvenmemek, ayırt etme kabiliyetini yetersiz saymak gibi kabullerin de itirafı olmaz mı bir yerde?
Rakibini, zıt anlamlı “Yanlış” çağrışımıyla etiketlemeye çalışmak, kıvrak zeka ürünü mü sayılacaktır tarihçilerimizce? Sorusu da akıllarda…
AKP afişlerinde “Doğru adam” yazılmış.
Bu asırda Türkiye’de yapılmış bütün seçimleri kazanmakla öğünen ve övgüler düzülen bir parti başkanına, bu seçim afişini hazırlayan zekaları farklı reklamcılara, “Şüpheniz mi vardı?” Denilmedi ve ‘’Yeni mi aklınıza geldi’’ Diye neden sorulmadı?
Fransa’dan getirilen reklamcı Seguela’nın, Mesut Yılmaz’ı daha parlak göstererek oylarını artırmak için gözlüğünün camlarını söküp atması gibi yorumlanabilir mi bu durum?
“Adam yine kazandı.”
AKP yetkililerinin ve medya gücünün seçimden hemen sonra söyledikleri ve yazdıkları klişe cümle bu üç kelimeden müteşekkildir.
“Adam yine kazandı.”
Bir sitem, bir bıkkınlık, bir yorgunluk, yılgınlık hissi yok mu bu cümlenin derinliklerinde?
Olacak şey değil, reddiyesi; istemiyorduk ama, itirafının vurgusu da fazladan.
Seçimi kazanan özne “Adam”ın, yarışta kullandığı “Doğru” sıfatının hemen sonra bırakılmasına, kutlama ilanlarda yok sayılmasına rağmen, iktidar cephesinde bir rahatsızlık oluşturmaması da kıvrak zeka tezinin gereği mi sayılacaktır sosyologlarımız tarafından.
‘’Doğru’’ kelimesinin siyasi literatürümüzdeki yerine gelince…
“Doğru” sıfatı isim olarak bir parti adında kullanılmıştır. Yaşadığımız yılardan tanıklığımız vardır; hatırlarız.
Partileri kapatan 12 Eylül ihtilali, partili siyasete mecburen izin verdiğinde, Refah, MDP, ANAP gibi yeni partilerin yanında, CHP kendini çağrıştıran “Halkçı Parti” adıyla ortaya çıkarken, Demirel, “Doğru Yol Partisi”nde yerini almıştı siyaset meydanında.
İçimizde buruk bir acı bırakan bir hikayesi de var “Doğru Yol” isminin.
Derler ki: Milli Görüş’ün büyükleri, rahmetli Erbakan Hoca’mızın başkanlığında toplandıklarında, Demirel’in ağabeyi Hacı Ali Demirel gelir yanlarına; bizim Süleyman çok yanlış yaptı, benim yerim artık burasıdır minnetiyle. Pişmanlık gösterisi dolayısıyla, belki de yaşına hürmeten katlanılır ona.
Yolu, yordamı, üslubu, planı ve tüzüğü hazırlanan partinin adını koymaya geldiğinde sıra, herkesin gönlünden geçen isim canlanır dillerde. Sırat-ı Müstakim Türkçesi: Doğru Yol!
Fakat o toplantının ertesinde, Demirel’in ağabeyi ortada gözükmezken, Milli Görüş’ün sahiplendiği “Doğru Yol” adını Demirel’in kullandığı görüldü. Türk siyasetini yorduğu ifadesiyle söylersek, Milli Görüş’ün tapulu arazisine gecekondu kondurmuştu.
Ne zaman ki Demirel, koruyup kolladıklarıyla 28 Şubat’ın banisi ve Çankayalısı oldu; Doğru Yol adı da kurtuldu ondan ve zihniyetinden; taraftarsız kalıp kapanmasıyla.
Miş’li geçmişten, Di’li geçmişten ve şimdiki zamandan böyle biraz söz ettikten sonra, muhalefetten ve seçimlerdeki tavrından da bahsetmeliyiz. Ki tarihi eksiksiz ve “Doğru” yazmış olalım.
Muhalefeti, bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla anlatmayı tercih edeceğiz. Fıkralara düşenin kimler olduğunu göstermek ve hem de yüzde 48’de kalan o muhalefetin aşamadığı engelin adını “Doğru” koymak için.
Önce fıkramıza buyurun. Tam bir Halil İbrahim Sofrasıdır bu Nasreddin Hoca yaşanmışlığı.
“Nasreddin Hocaya karısı sormuş:
– Efendi, bizim bitişik komşu İmam Ali Efendi ne iş yapar?
Hoca, ters ters bakmış:
– İmam dedin ya, hanım!
Kadın şaşalamış:
– Hayır… Adı nedir diyecektim!
Hoca biraz daha dikleşmiş:
– Ali efendi dedin ya hanım…
Kadıncağız büsbütün afallamış:
– Canım şey… Nerede oturur diyecektim!
Hoca, adamakıllı kabarmış:
– Bitişik komşu dedin ya hanım…
Artık söyleyecek söz bulamayan kadıncağız, mahzun bir şikâyetle:
– Aman efendiii, demiş, seninle de bir çift lâf edilmez ki!”
Yaşayan, gören, bilen ve fakat farkında olmayan insanlarımıza hallerini anlatan Nasreddin Hocamızı muhalefet sayarsanız, karısının, kıvrak zeka ürünü cevabıdır, yüzde elli ikideki bazılarının tarihi yazdıran tercih sebebi.


MİLLET Mİ OYNATTI MİLLETİ Mİ OYNATTILAR
Sosyal medya, halkımızın, ürettiği mizahı paylaşım alanı oldu.
AKP övgüsüne kendini görevli sayan ve kendilerini zekalı sanan insanlarımıza cevap verenlerin birkaç gömlek üstün oldukları da hemen dikkatleri çekiyor.
Gömleksizliklerinden, yani gömlek çıkararak siyaset yapmalarının ötesindeki bu farkın kapatılması da mümkün değil artık…
Kemale ermesi gerektiği yaşa gelmiş ve 70’li yıllarda üniversite bitirmiş bir insanımız bunu yazmış, bir de otomobil resmi koymuş.
TOGG, Sayın Erdoğan’ın seçim konuşmalarında, üç dakikada bir tane üretiyoruz dediği, yerli ve milli sayılan otomobil.
Hemen yazmışlar altına sayfadaşları.
“Kaç kurban kestiniz?”
“Tekerlerini de kokladınız mı?”
Biri de şiir araklamış bir ilkokul dergisinden:
“Ey TOGG!
Lastiğin yeni,
Kaportan sağlam,
Uçup gider misin,
Şoförün olsam!”
Seçim öncesinde Başakşehir’e gönderilen bu TOGG’lardan bir tane de Eskişehir’e, bir tane de Viranşehir’e, bir tane de Seydişehir’e, bir tane de Akşehir’e gönderilmişse mesela, muhalefet oy farkının nerden kaynaklandığını arasın, dursun.

* * * *
Cumhur İttifakının % 52’lik kazanmasından sonra AKP’liler çeşitli müzikler eşliğinde türlü kutlamalar yaptılar; muhaliflerce ses ve görüntü kirliliği sayılan.
“Kalabalığın arasındaki bir aracın üzerine çıkan yaşlı bir amcanın dansı ise en çok beğenilenler arasında yerini aldı.” (Yeni Şafak sitesi – 30.05.2023)
Yeni Şafak’ın övüntülü ve görüntülü haberine göre “Büyük beğeni toplayan videodaki amca ilk kez” konuşmuş. Söyledikleri şunlar:
“O akşam bir zafer, bir mutluluk yaşadık.
Nefsimize uyduk, bu hareketi yaptık.
Hak’la batılın mücadelesiydi bu.
Onlar ize saldırdı, biz sustuk, sustuk.
Biz böyle bir adam değiliz…
Ben zaten neşeli bir adamım.”
Bahsettiği zafer öncesinde saldırıya uğradığını ifade eden ve fakat hiç de saldırıya uğramış bir görüntüsü olmayan neşeli insanımız, neden seçim öncesinde hukuki yollardan hakkını aramamış; iktidar değişikliği olmadığına göre.
Mizahı yasaklayan yok eden bir iktidar, taraftarlarını, yandaş medyasından “Beğeni” garantisiyle işte böyle mizah unsuru yapar ve tarihin arşivine kaydettirir; ar damarları hasarlı kadın ve erkek görüntüleriyle.
Bir yanıt bırakın