Anayasa tartışmalarının yaşandığı günümüzde bir TV kanalının genç/yeni yetme sunucusu havalı pozisyonundan taviz vermeden diyordu ki konuklarına: “82 Anayasası’nı kime sorsak, hayır dediklerini söylüyorlar. Peki o zaman kim evet demişti?”
Yaşayanlar bilir, o günlerde neler olduğunu. Sorup, öğrenmek de istemiyorlar. Kayda geçsin diyerek bir de biz anlatalım o günleri ve 82 Anayasası’nı kimin neden değiştirmek istemediğini?
Niyetimiz günler önceden belli. Korkmadan ve göğsümüzü gere gere “Hayır” rengini koyacağız oylama zarfımıza. O günün öğleden sonrasında eşim yanımda düştük sandık yoluna. Lakin bu sessizlik de ne? Evimize çok uzak olmayan ilkokulun koridorları bomboş. Sandık odalarında görevlilerden başka kimse yok. Geç kaldık telaşıyla sandığımızı bulduğumuzda elimize tutuşturdukları zarf o kadar şeffaftı ki, içine koyduğumuz “Evet” rengi “Ben buradayım” diye bas bas bağırıyordu. Lakin yine de görevli ve yaşlı erkek aldığı talimat gereği olsa gerek, kafasını elimdeki zarfın yanında tutmuştu; ben oy verme mahallindeyken.
Sonra T. Özal’ın kazandığı seçim günlerine erdik. Bir umut var insanımızda. Hatta ihtilalcilerin yargılanması için dosyalar hazırlayan hukukçuların resimli haberlerini okuyoruz gazetelerde. T. Özal hükümeti, kaldırdığında geçici maddeleri ve istediğinde demokratik bir ülke olmamızı…
Heyhat!
Kendini Semra Hanım’a kabul ettirmek ve onu tatmin etmek için siyasete soyunmuş bir T. Özal’ın böyle bir derdinin/meselesinin olmadığını yıllarını kaybederek yaşadı bu ülkenin insanları.
Çünkü T. Özal bir lider değildi; ikinci adamdı.
Onu yakından tanıyan ailesinden bir ferdin o günlerde bir TV kanalında söylediklerinin üzerinde kimse durmadı: “Ona ben söyledim. Gidip ihtilalcileri kucaklamasını, onlarla uğraşmamasını, geçici maddelerin kalmasını..”
Kolay değildi elbette. Bir önceki ihtilalin “Tabii Senatör”lerine hiç ses çıkarmamış bir ülkede, bir koyup üç almayı kendilerine felsefe/hedef yapmış bir ANAP iktidarından ihtilallere son verecek/verdirecek yasal düzenlemeler beklemek.. Hem sonra yeni ihtilalciler irticacılarla uğraşacaklardı; soyguncularla, hortumcularla değil.
İhtilalciler kendilerini garantiye almak isterler, diyerek Tabii Senatörlük müessesesini savunan İsmet Paşa örneği varken, T. Özal mı risk alacaktı kendisini tercih eden/öne çıkaran/koruyan/kollayan ihtilalcilere karşı..
82 Anayasası’na bu ülke insanlarının gönüllü “Evet” dediğini savunmak/söylemek, İsmet Paşa’nın ve varisi Deniz Baykal’ın ihtilallere (28 Şubat dahil) karşı olduklarına inanmakla muadildir.
Bir yanıt bırakın