Oğullar ve damatlar

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki “Açılım” görüşmelerinin ardından gazetelere yansıyan başlıklardan biri dikkatimi çekiyor: “Bölükbaşı’ndan tehdit: Nasıl olsa mescide gideceksin sen!”

İlk anda içinde “mescid” geçtiği için olsa gerek “tehdit” kelimesi batmıyor ve gideceksin fiili geleceksin der gibi algılanabiliyor. Kulise, lokantaya, berbere, bahçeye denmiyor da “mescid” deniyor. Olumlu bir sebebi olmalı.

Adını ve bulunduğu partiyi düşünmezseniz mescitli cümlenin sahibinin şöyle bir şeyler söylemek istediğini sanabilirsiniz: Mescidde benim arkamda namaz kılmana müsaade etmeyeceğim.

Ya da mescidde senin yanında namaza durmayacağım. Sen de üzüleceksin.

Değilmiş efendim. “Tehdit”i güçlendirmek için “mescit” diyormuş sayın oğul Bölükbaşı. Mescidin yolu buradan geçiyor. Ben de seni salmam oraya. Döverim filan.

Bu ülkenin ünlü politikacılarından Osman Bölükbaşı’nın DP iktidarına karşı İnönü birlikteliği bir gerçektir. Bu ülkenin insanları sayın Bölükbaşı’nı fıkralar üreterek ondan ayırmaya çalışmışlarsa da başarılı olamadıkları da bir gerçektir. 70’li yıllarda Bölükbaşı’nın damadının ve kızının oy vermek için tercih ettikleri partinin CHP olduğu başta “Milliyet” olmak üzere tüm kartel basında günlerce tefrika edilmişti. Kime oy vereceklerini bilmeyenler, Bölükbaşı’nın damadına bakarak öğrensinler hesabı…

Babanın ve damadın CHP’ye yakınlıklarından sonra oğul Bölükbaşı’nı MHP’de görenlerin var idiyse bir şaşkınlıkları sanırım şimdi yok olmuştur. Sen mescide giderken… İçinde mescid kelimesi geçen bir cümle kurduğu için sevinsek mi yoksa?

Bu ülkenin ünlü politikacılarının oğulları ve damatları hep ilgi odağı olmuşlardır. Dolayısıyla sayın oğul Bölükbaşı’nı da yazı konusu etmemiz tabiidir. Benim anlamaya çalıştığım nokta şu: Derler ki, Galatasaray’a gol atmadan Fenerbahçeli olamaz transfer bir futbolcu. Yani sayın oğul Bölükbaşı da gol peşinde midir? Hem sonra Halk Partililerin pasları sayılır mı?

Oğul politikacılardan ve bizim de mizahi yazılarımızda “Küççük İnönü” sıfatıyla tanımladığımız Erdal İnönü’nün de mecliste bulunduğu yıllarda biz de yaşadık bu ülkede. Hiç efelenmeden, sessizce yaptı bütün yapacaklarını. Demirel’e ortak oldu, onu CHP çizgisine çekti. CHP’nin ihtilalcilerce el konan varlıklarını geri alarak CHP’yi tekrar babanın partisi durumuna getirdi. Bir kere, sen mescide gidersen diye bir cümle kurduğuna bu ülkede tanık yoksa, sayın oğul Bölükbaşı buraları iyi çalışmalıdır/okumalıdır.

Bu ülkenin oğul politikacılarından da daha ünlü olmuş damat politikacıları da var. Hatta en ünlüleri İnönü ailesine mensuptur ve “Milli” sıfatıyla anılmıştır hep.

Tuttuğu politikacıların damatlarını çok önemseyen CHP yanlısı gazeteler, gazeteci Metin Toker’in İnönü’ye damat olmasından duydukları gururu şöyle bir manşette kaydettirirler tarihin sayfalarına: “Türk basını şeref kazandı!”

Bir kişi itiraz eder bu duruma. Şinasi Nahit der ki: “Türk basınının şerefi Metin Toker’in bacak arasıyla mı ilgilidir?”

Yani demem o ki: Neden bu ülkenin politikacı çocukları, kendileri gibi bir politikacı çocuğu olan Aydın Menderes’i örnek almıyorlar da, damatları tercih ediyorlar?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*