Emekli istihbaratçıların çok rahat konuştuğu ülkedir benim ülkem.Ve ben onlara tesadüf edip dinlerken, merakımın üzerine hep bir korku gömleği giydirilir. Konuş ve yönlendir emrini iyi yapamadıklarına mı inanırım, yoksa yönlendirmenin yönünün doğru olmadığına mı? Bilemem, ama işte öyle..
12 Eylül’den hemen sonraki günlerde, Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalmış bir istihbaratçıya anıları anlattırılıyor. Kısaltarak aktarmaya çalışayım:
“İngilizlerle bir anlaşma yapılacak. Neyi, ne kadar isteyeceğimiz, daha doğrusu onların ne kadar vereceği meçhul. Ben İngilizce bildiğim için onların yerleştirildiği otelde garson olarak görevliyim. Odalarına girip çıkarak konuşmalarını duymak istiyorum.İstedikleri içeceklerin servisini yaparken istediğim oldu. Yarın dediler şuraya kadar isterlerse veririz. Dahasını isterlerse çeker gideriz. Ben de duyduklarımı hemen rapor ettim ve anlaşma buraya kadar denilen noktada oldu.”
Bir anlaşma yapmak için ülkemize gelen iki üç kişilik İngiliz heyetinin otel odasında, üstelik bir Türk garsonun girip çıkması sırasında konuşacaklarını, münakaşa edeceklerini düşünmek biraz fazla basitlik değil mi idi? Efendim, garsonumuz İngilizce bildiğini hiç belli etmedi. Olabilir ama buna İngilizler kanmış diyemeyiz değil mi?
Resmî kanal TRT’mizde bu olayın niçin anlattırıldığını hâlâ anlamış değilim. Başarısızlığı başarı gibi göstermek, ne ülkeme ne de kurumlarına kazandırır. Halbuki bir hatayı hata olarak bilmek bir erdemdir.
Bir başka olay.. Rusya’nın dağıldığı günler. Bir TV kanalının 32. Gün programında M.Ali Birant’ı dinliyoruz. Röportaj için karşısına oturttuğu kişi Rusya’nın son KGB Şefi. Birant soruyor: Amerika’nın ajanları ile mücadeleniz nasıldı?Amerikan filmlerinde olduğu gibi hep onlar mı kazandı? KGB’nin son şefi kendinden emin: “Onlara belli bir alan bırakırız, içinde tur atar dururlar.” Yani diyor ki, KGB’nin son şefi: Nerede, ne yapacaklarını biz belirleriz. Derken Birant’ın beklenen mi desem, beklenmeyen mi desem, bizimle ilgili o sorusu geliyor: Peki efendim, bizim ajanlarımız, bizim görevlilerimiz de tedbir almaya zorladılar mı sizi? Yani bizimkilerle ilişkiler nasıldı?
KGB’nin son şefi gerçek bir diplomat. Dudaklarında çok hafif bir gülümseme, lakin ben yaralandım. Çünkü o gülümsemede diplomatik bir istihza kokusu almıştım. Ki cevabında da saklayamadı bunu: “Sizinkiler kendilerini çok iyi gizlemişler, kamufle etmiş olmalılar ki, biz hiç farkında olmadık onların.”
Keşke demiştim o programı çocuklarımla izlediğimde, keşke Birant bu soru-cevap kısmını yayınlamasaydı. Yıllarca içimizde bir kanama hissedeceğiz çünkü. Bilmem, anlatabildim mi?
Bir yanıt bırakın