Önce “Din” kelimesinin anlamını “az”laştırmaya çalıştılar; “ara sıra rutin dışına çıkarak” ve milletin duruşuna tank desteğinde yeni bir “ayar” verilme süreci başlatılarak.
“Milliyet” kelimesi için yapılanlara bakarsak, daha “ne olduğumuz”a karar verememiş insanlar topluluğu görüntüsü yansır aynalardan. Şimdi sıra “Devlet”te. Acaba derinliği ne kadar?
Bugünlere nasıl geldik, neden geldik gibi sorular varsa kafalarda, Ahmet Kaya üstüne yapılmış bir röportajdan birkaç cümle koyalım önünüze. Beğenilsin ya da beğenilmesin; sevilsin ya da sevilmesin, bu ülkenin bir sanatçısıydı Ahmet Kaya. Hem de “Başörtüsü yasağını sokaklara kadar, evlerimize kadar taşıyacaklar” diyebilen muhalif bir sanatçı idi. Gerçi sanatçı olmanın yolu “muhalif” olmaktan geçerdi. Lakin bunu bilemeyen 10. yıl marşı düdükleriyle doludur benim ülkem.
“Evden çıkıp ofise gelirken yolda bizi görenler 10. Yıl Marşı okuyordu. Ürkütücüydü. Zaten o gecenin hemen akabinde bizimle ilgili kurgulamış bir süreç başladı. Masa başında kurgulanmış bir senaryo uygulamaya konuldu kanımca. Olayın ertesinde Hürriyet Gazetesi’nin manşeti Ayıp ettin gözüm’ başlığıyla Ahmet Kaya idi. Ahmet’in Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 yılında Almanya Berlin’de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Halbuki 1993 yılında Ahmet Kaya yurtdışında hiç çıkmadı ve böyle bir konser hiç olmadı. Fotomontajdı fotoğraf. Zaten bu sayede beraat ettik. Yargılama sürecinde mahkeme Hürriyet gazetesine ‘elinizde bu konuyla ilgili orijinal fotoğrafı ve belgeleri gönderin’ diye aylarca yazdı yazdı. Yanıt veremediler.
Mahkeme polis zoruyla yapılmasına karar verince gazetelerin avukatları mahkemeye ellerinde konuyla ilgili belge ve fotoğraf olmadığını anlatan bir yazı sundular. Ama zaten Ahmet linç edilmiş o sürede. Yüz binlerce kişinin eline geçen bir gazete bunu tepesine taşırsa, okurun kafasında bir kanaat oluşur.
Peki, Ahmet Kaya ile ilgili bu gerçekler medyada daha sonra yer buldu mu?
Maalesef bunları dile getiremedik. Basın toplantıları, açıklamalar yapıldı ama nafile! Haber olamadık. Linç kampanyasında bölücü etiketi yapıştırmakta gösterilen özen, haklılığımızı haykırırken göz ardı edildi. Öte yandan varsayalım ki o konser haberi doğruydu. Olayın 1993’te olduğunu yazıyorsunuz, madem elinizde fotoğrafı var neden 6 yıl sakladınız diye sormazlar mı size. Neden elinde tutuyorsun bunu? O fotoğrafa bakarak vatan haini dediğin adama 1 yıl sonra 1994’te gazetenin altın kelebek ödülünü veriyorsun.
“Nokta” dergisinde Ahmet Kaya’nın eşi ile yapılan bu röportajı, “Testis”li bombardımandan sonraki “özür” havalarını göz önünde bulundurarak değrelendirebilirsek, sıranın hangi “kelime”de olacağını anlayabiliriz.
Bir yanıt bırakın