60 ihtilalinin hemen sonrası idi. Dediler ki: Vilayette toplantı var. Siz de gelin. Vardık. O bölgedeki generaller bir karar almışlar: Şehre heykel dikeceğiz; yeri neresi olsun? Konu bu. Çıktık, heyet halinde şehri dolaşıyoruz. Bir kavşakta durduk. Generalimizin biri kavşağın ortasını kastederek, burası olsun, dedi. Ben gülümsedim, olmaz dedim. Oraya trafik polisi yakışır. Derken efendim, bir kahvenin önünde, başında yerel örtüsü olan, poşusu olan birini görünce de hemen polis gönderdiler oraya: İnkılaplara aykırı hareket var, hemen müdahale edin. İhtilal sonrası, polisler de çekiniyor onlardan. Koştu gitti bir polis. Poşuyu aldı yırttı. Bizim üzüldüğümüzü, suratımızın asıldığını gören general, ne o genç müdür, memnun olmadın deyince, evet olmadım dedim.”
Yirmili yaşlarında DSİ bölge müdürü olarak atandığı Güneydoğu’muzda kendini hizmete adayan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her karış toprağında alın teri olan “Kale İnsan”larımızdan Recai Kutan beyefendi bu anılarını anlatırken…
Saadet Partisi Fatih İlçe Teşkilatı’nın yerinde ve güzel faaliyetlerinden biri olan “Recai Kutan’a Vefa Gecesi”nden bahsediyorum efendim. Davet ettiler, seve seve gittik. Sevgili başkanımızın adını her duyduğumda “Hakkı tutan; Recai Kutan” sloganı aklıma gelir. Anlatacakları önemlidir bizim için. Siyasi mücadelemizin başladığı günden beri içinde olan, yürüdüğümüz yolun her metresinde ayak izi bulunan, “Kale İnsan”larımızdan biridir o. Ona vefa, bize borçtur.
“İhtilal sonrasında bölgemizdeki bir vilayete ünlü Yassıada Savcısı’nın bir akrabası tayin olur vali olarak. İlk yaptığı iş, bugün sivil toplum önderi dediğimiz Hocaefendiler’den birini bir kamyon kasasında ayağına getirtmek olmuş. Neden yaptığını sorduğumuzda, itibar görmeye hakkı yok, dedi. Halk itibar gösterecekse birine, o ancak devletin atadığı biri olmalıdır. Kamyonla getirip, kamyonla göndererek halka bunu anlattım.”
Yaralarımızın ne zaman nerede açıldığının en yakın tanıklarından olan ve bu yaraların tımarına hayatını vakfeden “Kale İnsan”larımızdan Recai Kutan bunları anlatırken… Davetli topluluğu kulaklarını ve beynini onu dinlemeye ayarlamışken.. O da ne? Bir not ulaştırılıyor. Korktuğum başıma geldi. Aynen okudu: Uçağınızın kalkmasına az kaldı! Daha sonraki uçak olmaz mı? Neden erken uçak? Ya da misafirimiz olsun bu gece.
Harbiye’deki spor sergi sarayını kullanabildiğimiz nadir gecelerimizde son otobüse, son vapura yetişmeye ayarlanırdı dağılma saatlerimiz. Lakin şimdi, neden yarım kalıyor ağız tadımız?
Kale insanlarımızdandır dedik. Adını duyduğumuzda sığınılacak yer duygusu veren, emin olmak rahatlığını hissettiren Recai Kutan’ı ve mücadele arkadaşlarını gençliğimizin, onlar gitmeden çok çok dinlemesi gerek. Ki bugün nasıl bir yerde durduklarını ve durdukları yerin kıymetini iyi bilmeleri için..
Gelecek günler sağlam kale korumasından güç almalıdır.
Hamiş: Kale insanlarımızdan Cevat Ayhan Ağabey’e ve Ali Haydar Haksal’a acil şifalar dilerken, dualarımızı artıralım.
Bir yanıt bırakın