Yedi askerimizin şehit edildiği Tokat Reşadiye saldırısını anlatan çok bilgi pompalandı bu ülkenin insanlarının üstüne. Kim telsizle konuştu, kim yaptı, kim üstlendi, kim kazandı, ne açıldı, ne kapandı?
Olayı okuyan çok. Lakin yapanlardan hiç yakalanan yok. Neden? Silahlarıyla tesbit edilen/seçilen yere geliyorlar. Meteorolojik uzmanlıkları dahi bulunduğundan sis perdesi altında saldırılarını yapıyorlar ve kimselere görünmeden kayboluyorlar. Oraları, jandarmadan başka insanların yaşamadığı bir yer mi? Öyle olsa bile saldırganlar insanlı mahale geçtiklerinde görülmeleri gerekmez mi? O koca silahlar biryerlerine de giremeyeceğine göre.
Hırant Dink cinayeti geliyor gözümün önüne. Neden diye sorularım var kendime. Fakat hala bir cevabım yok. Neden günün hangi saatinde olursa olsun yüzlerce kişinin aynı anda göreceği bir noktayı tetikçilere gösterdiler? Nasıl olmuşsa bulanık bir kameradaki gölgeden başka ne gören var ya da gördüğünü söyleyebilen?
Hırant Dink cinayeti bir mesajdı. Bu ülkenin karanlıkta kalmasını isteyenlerin, onlarla mücadele edenlere bir mesajıydı bu. Yoksa diyorum, cevap geciktiği için mi cesaretlendiler Reşadiye tetikçileri? Bu ülkede olup bitenleri iyi okumak gerekir. Geçmişte olanı da, bugün bize yaşatılanları da..
Bir tv kanalında 12 Eylül öncesinde sol grupların avukatlığını yapmış ünlü kişi konuşuyor: “Deniz Gezmiş Sultanahmet cezaevine alınmıştı. Ben de girdim oraya.” Neden diye soran yok. Nasıl ayarladın diye soran yok. İçinden, değişeceğinden korkuyorduk, dediğini hissediyorsunuz sanki.
Sağ gruplar içinde ünlenmeye çalışan bir gazeteciyi de anmam gerek. Mahalle bakkalından iki kişinin evinin adresini sormasını öğrendiğinde avazı çıktığı kadar bağırmıştı dergisinde. Bana suikast yapıyorlar/yapacaklar! Suikast için seçilmiş olacağımı ilan edersem, çok satarım çok eylemci yetişir, diye mi düşünüyordu bilmem(!)?
Bu ülkede suikastlere gelince söz, T. Özal’ın parmağına bizzat yapılan suikast atlanıp, bugüne erişilemez.
“Altı aydan sonra bize bir şey yapamazlar Hasan’ım” görüşüyle iktidarında yok olmak üzere olan bir ANAP’ın tatsız, tuzsuz, mecalsiz bir kongresinde akıtılan birkaç damla kan, nasıl da can vermişti siyasetimize? Yerine yenisi kurulana kadar, miadı dolana kadar durmalıydı. Hem daha “Mesut”lanmadı ki bu ülke?
Kim, kime ne mesajı veriyor, merakında olmalıyız; kim, kime ne yapacaktı sorularından önce.
Bir yanıt bırakın