Bir gönül rahatlayınca..

367’nin baş mimarı Sayın Kanadoğlu TV kanallarını dolaşarak diyor ki: “Gönlüm rahat!”

O günlerdeki zararını bu ülkenin, Kanadoğlu’nu çok tutan/çok seven gazeteler dokuz milyon dolar, yirmi milyon dolar olarak yazıyorlar.

Kimse sormuyor ama, biz soralım Sayın Kanadoğlu’na: “Bu ülkenin kaybetmesi ile rahata eren gönül, nasıl bir gönüldür? Elli milyon dolar, yüz milyon dolar kaybederse benim ülkem (Allah korusun) gönlünüzün rahatı daha mı çok artacak.”

Ve benim ülkemde neden daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gönlünü rahatlatmayı hedef seçen bir hukukçu çıkmamıştı? İnönü’nün deyimiyle şartlar oluşursa, iktidar meşru olurdu hani. Şartlar mı oluşmamıştı?Yoksa 12 Eylülcülerin dediği gibi olgunlaşması mı beklendi?

Demirel’in Cumhurbaşkanı olamadığını/iptal edildiğini bir düşünün.Dolayısıyla Sayın Sezer de olmayacaktı. Kim tutardı/tutabilirdi bu Türkiye’yi o zaman?

Savcı dendi mi benim aklıma nedense Egesel gelir hep, Ve neden heykelini dikmezler onun, bilmem?

Egesel’in suçladığı bir milletvekili savunma yapıyor Yassıada’da: Meclis’te o oylamanın yapıldığı gün ben Avrupa’da tedavide idim. Dolayısıyla oylamada bulunmadığım için suçlanmamam da gerekir.

Egesel’in cevabı günümüzün kahramanlarına ışık tutuyor: Evet, doğru! Ama kendisine şeyh dedirten bu milletvekilinin ben kafasının içini bilirim. Eğer kendileri o gün Avrupa’da değil de Meclis’te olsalardı, evet diyeceklerdi.Ben bunların içini bilirim.

Kamran İnan’ın babası olan o milletvekili savunmasını sürdürür: Acaba ne desem? Şeyhlik bende. Keramet sayın savcıda. Benim bilmediğimi de biliyor. Benim içimi de biliyor!

Duruşma salonundakiler kahkahalarını koyuverince bu savunmayı duyduklarında, mahkeme heyeti o gün gülme yasağını da yürürlüğe koyar. Neyse, biz kendimizi bilelim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*