“…Her yerde korkunç bir koku vardı. Milyonlarca sinek mezarların, yiyeceklerin, her şeyin üzerinde uçuyordu. Bir kaşık çorbayı, bir lokma ekmeği sineksiz içmek ya da yemek, mümkün değildi. Konserve kutuları açılır açılmaz içine sinekler doluyor, etler kapkara sineklerle kaplanıyordu. En kötüsü askerlerin yaraları da böyleydi. Tek avuntu ise bu durumun karşı tarafta, Türklerin tarafında daha da kötü olma olsalığıydı.”
Deva İlaç firmasının belgesel fotoğraflarla bezeyerek hazırlatığı ve ülkemin sağlıkçılarına hediye ettiği “Çanakkale acı ilaç” kitabını herkesin görmesini/okumasını isterdim. İşgalci İngiliz askeri Çanakkale’de yaşadığı sıkıntıları anlatırken, morallerini Türkler daha kötü durumda olabilirler ihtimali ile yüksek tutmaya çalıştıklarını ne kadar da samimi itiraf ediyor. Çanakkale harbini kazanmaya programlanmışlar ya…
“Türk Sıhhiye Birlikleri Dr. Mayer’in kontrolü altındaydı. Doktorun, hastalıkların yayılmasını önlemek, temizlik koşullarını uygulatmak, malzeme temin etmek, sargı yerleri ve hastanelerin kontrolü, sıhhiye ekibinin yönetilmesi gibi sorumlulukları vardı.”
“Mart ayında 50.000 yaralı kapasitesine göre toplam 6 aylık malzemeyi hazırladığım ve bunların sevk edilmesini yazıyla da garantilediğim halde, her bir kilo pamuk için resmen ve gerçek anlamda mücadele edip Savaş Bakanlığı’na sorunları birbiri ardına iletmek zorunda kaldım.”
“Bit felaketi halen yaygın. Şimdiye kadar tifüs ve ateş nüksetmesinin kökeni olan meskûn yerlerde yapılan titiz gözlemler sayesinde, ordunun korunmasında başarılı olunmuştur.Birlikler, kolayca kurulabilen seyyar fırınlarda giysilerini bitlerden temizlemeleri konusunda defalarca uyarılmışlardır.Bazı birlikler emre uymuştur.”
“Bit her yerdeydi. Daha önce anlatıldığı gibi siperler birbirine yakındı. Askerler aylarca yıkanamıyor, çamaşırlarını değiştiremiyorlardı. Seyyar fırınlar kuruluyor, giysilerin bitlerden temizlenmesi amaçlanıyordu ancak aylardır ölümle içiçe yaşayan insanlar belki de çok aldırmıyorlardı buna.”
Düşman mevzilerine ulaştıklarında çay, şeker, konserve kutularını görür askerlerimiz. İşgale gelen ordu ve hazır mutfağı..
Aşağıdaki satırlar bir askerimizin anılarından.
“…Onların yiyecek istihkakları bizimkilerden büsbütün başka. Sabahları kaşar peynirinden reçeline kadar veriliyormuş.”
“…Öğleye doğru geriden ekmek ve yemek mekkâreleri geldiler. Askerler, gelen kurtlu bakla yemeğini karavanalara aldıktan sonra, intikam alır gibi, bu yemekleri nasıl tarlalara doğru fırlatıp döküyorlar, ‘Hâlâ kurtlu bakla’ diye bağırıyorlardı.”
Son cümlemiz ise Dr. Mayer’den: Ne yedirmiş ve neyi başarmış.
“Ağustos ayının sonlarına doğru, birkaç gün içinde 500 vakaya ulaşan dizanteri salgını ortaya çıktı. Hastalığa yakalanmış bir alayın tümüne, bol miktarda killi toprak yedirerek önlemeyi başardım.”
Ölmeyi emreden” komutanlarla ve yüzbinlere ulaşan şehidlerimizle kazandığımız Çanakkale’yi “Sağlık” açısından bize hatırlatan Deva’ya teşekkürler.
Bir yanıt bırakın