Yaşayanlar biliyor 28 Şubat’ı

Kartel tv’leri yarışıyor birbiri ile; 28 Şubat’ı yargılar gibi yaparak, nasıl aklayabiliriz acaba? Bu arada rol kapma yarışına girdiğimizi unutturarak, kimseye ayıplatmayalım kendimizi.

Alemin uyanığı bunlar!

Gömlek çıkaranlar unutunca, bu ülke insanlarının hepsi unutmuş olacak sanki. Kayıtlar ne güne duruyor? Gün ışığına çıkmayacaklar mı bir gün?

“Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.” Güvendikleri bu deyim. Yaptık, ettik, yargılanmadık. Öyleyse aferin bize!

“12 Eylül’de 4 yıl yattım. Sağcılar yatmadı, biz yattık!”

28 Şubat’ın gerçekleşmesinde baş rol oynamış en solcu işçi kuruluşunun başındaki zat, mahşerin 5 atlısından biri, kendi yaptığının müdafaasını yaparken böyle başlıyor söze. Bir önceki ihtilal bize idi, 28 Şubat da size olsun mantığı…

En solcu konfederasyonda başkan olmak, millet vekili olmak, insan hakları ve demokrasi söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmamak. Lakin 28 Şubat gibi bir ihtilale “onlaradır” diyerek/sanarak gaz vermek, alkışlamak…

Kendini överken saydığı makamlarda oturmak, bir ihtilal sonrası 4 yıl hapis yatmak hiçbirşey kazandırmaz mı bir insana? Kazandırmamış üstelik kendinden saymadıklarının gelmesi muhtemel zulumlerden pay almasını istemiş. Farkında değil ünlü 28 Şubat’çı sendikacı galiba ama bu isteği/arzusu/müdafaası da kayıt altına alınmış oldu.

27 Mayıs ihtilaline yedek subay elbisesi ile katılan ve sonra ihtilalciler tarafından kurucu meclis’e seçilerek ödüllendirilen büyük gazetenin sürekli başyazarı da 28 Şubat’ı “olumlu”larken arada kendini savunmayı da ihmal etmiyor: Ben Kurucu Meclis’e arkadaşlarımın gizli oyu ile seçilmiştim! Elbette inanırız beyim. O gizli oylamadan başka bir netice çıkma ihtimallerinin ortadan kaldırıldığını söylemesen de…

28 Şubat’ın mağduru partide hasbel kader milletvekili olmuş ve o günkü zulümleri/haksızlıkları/ihlalleri, olayların bizzat içinde yaşamış bir akademisyen insan doktoruna söz hakkı geldiğinde ise taktik belli. Topyekün savaş pozisyonu alması diğer konuşmacıların ve Nişantaşı’nı mekan tutmaya çalışırken içindeki solculuğu keşfeden müftü çocuğunun muhalefete lüzum yok, hem reklam aramız geldi, klasik sululuğu…

Ve Demirel diyor ki, 28 Şubat’ı anlatan Hoca’yı kasdederek: Bunları niçin orada anlatmadı?

Beş saat anlatmış Hoca. Dinlemediğinin, dinlediğini anlamadığının ve şartlanmışlığın itirafı değil mi bu? Ama içinde hiç utanma duygusu yok bu itiraf cümlelerinin. Bir gün olacağına dair ümit de yok. İşte bu, ülkenin şanssızlığıdır!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*