Bu ülkede 28 Şubat günlerinde patlatılmasını beklediğimiz “Kadın doktor erkek hastaya bakmıyor” haberine ancak şimdi erebildik. Haberin TV ekranına ayarlanmış şeklini izledim. Telefonla veya şahsen katılanların ne dediklerini de duydum. Üzüldüm, üzüldüm. Üzülmek bir tek onların mı hakkı? Ve şimdi bir bakalım, kim haklı, kim daha haklı?
Önce haberin kaynağı Dr. Tütüncü’nün ameliyat raporunu hatırlamaya çalışalım. Bir magazin gazetesine haber yapılsın diye yazılmışlığının bağırtısından İstanbul Tabip Odası Başkanı Sayın Prof. Dr. Özdemir Aktan dahi rahatsız oluyorsa ve “Ben cerrahım, ameliyat raporunun nasıl yazılacağını bilirim” diyorsa.. Ve fakat bunu çağırıldığı programı düşürmemek endişesiyle, “Belki doktorun canına tak etmiş olabilir” ifadeleriyle kamufle ediyorsa…
Radyoloji Derneği Başkanı Sayın Doç. Dr. Muzaffer Başak da oradaydı. Suçlanan ve orada olmayan ve hiç konuşturulmayan meslektaşlarının savunma haklarının bulunduğunu dahi söylemeden veya söylemeye cesaret edemeden, ultrason çekilmesinin gecikme maliyetinin dökümünü yapması ve hatta Hipokrat yeminini ezbere bildiğini ve Hipokrat’ın doğum ve ölüm tarihini de üstelik, gösterivermesi, sizlere ey okuyucu, dersine iyi çalıştırılmış intibaı vermiyor mu?
Dr. Tütüncü’nün o gün radyoloji uzmanı doktor arkadaşlarından birini, hastane telefonu veya cep telefonu ile araması ve “Acil vak’a” yı bildirmesi sansasyonel bir rapor yazmasından daha mı zordu?
Dr. Tütüncü’nün bütün ultrason istekleri böyle geciktirilmiş mi? Dr. Tütüncü o gecikmeler için de “Testis almak” zorunda kalmamış olsa dahi böyle raporlar yazmış mı?
Dr. Tütüncü ile telefonda konuştuğunu söyleyen sayın programcı, neden programa bir daha bağlamadı? En azından problemini öğrenebilirdik. Hastaneyle veya hastanenin diğer çalışanlarıyla ya da doktor arkadaşları ile; tabi varsa eğer…
Mağdur edilen çocuk diyor ki: “Oradaki kadın doktor mu idi yoksa hemşire mi ben bilmiyorum”. Bu önemsenmeyecek bir ayrıntı mı?
Sağlık Komisyon Başkanı Sayın Prof. Dr. Cevdet Erdöl bu ülkenin Meclisi’nin Sağlık Komisyonu Başkanıdır. “Medyayı veya programcıları karşıma alabilirim” tedirginliğini neden taşıyor, doğrusu anlamak çok zor! Maksat doktorluksa, Profesör Doktor… Orada ne olup bittiğini programcılardan daha iyi bildiğine ve anladığına göre…
Bilmem üzüldü mü? Kendisinden sonra telefonla programa bağlanan ve Baykal gibi konuşmaya çalışan CHP Milletvekili Sayın “Kart”ın müdahale görmeyen değerlendirmelerini duyduğunda. Bizim ülkemiz nasıl bir ülke ki, CHP’nin iktidar olmadığı iki senede hemen elden gidiveriyor.
Sözleri sık sık ve biraz da sertçe kesilse de Sağlık Komisyonu Başkanı Sayın Prof. Dr. Cevdet Erdöl’ün o programda, hiç değilse şunu diyebildiğini duyduk: “Suçlanan radyoloji doktorlarının cinsiyet ayrımı hiç olmamıştır. Kayıtlar ve belgelerle sabit.”
“Hiç değilse” dedim, çünkü bu bir haktır ve insan hakları da kutsaldır.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Sayın Prof. Dr. Özdemir Aktan ve Radyoloji Derneği Başkanı Sayın Doç. Dr. Muzaffer Başak’ın, aynı zamanda meslektaşları da olan Meclis Sağlık Komisyonu Başkanı Sayın Prof. Dr. Cevdet Erdöl’ün bu cümlesini önemsediklerini belirtmelerini çok isterdim. Meslektaşlarının hakları açısından… Halbuki onlar programcının yönlendirmesini tercih ederek hayali, en azından dayanaksız/tutarsız haber dolayısıyla suçlanan meslektaşlarına ceza kesmeyi yeğlediler. Umarım birileri buraları doktor camiasının/sağlıkçılar camiasının yumuşak karnı olarak görmemiştir.
Bir yanıt bırakın