Yaka tutmadık, fıkra anlattık

Bölükbaşı’nın adının geçtiği fıkralar dolaşır bu ülke insanlarının ağızlarında, kulaklarında; ilk ihtilalden hemen sonraki yıllarda.

Bölükbaşı Meclis’in merdivenlerinden iniyormuş. İsmet paşa yetişmiş ardından ve iki basamak kala elini atmış Bölükbaşı’nın boynuna (İki merdiven basamağı boy farkını ortadan kaldırıp, eşitliği sağlamak için kullanılmıştır. Yeni nesil tahayyülde zorlanmasın.)

İsmet Paşa elini Bölükbaşı’nın boynunda görenler, ortaklık ve samimiyetin resmi olarak yorumlamışlar durumu ve Bölükbaşı’na sormuşlar; omuzuna İsmet Paşa kuşu kondu, hayırlı olsun vezninde.

“Bu iş, ne iştir Bölükbaşı?”

Çünkü herkes bilir İsmet Paşa’yı. Bedelini almadan, karşılığını peşin peşin ödetmeden ne bir kimsenin elini tutmuştur, ne de boynunu sıvazlamıştır. Bölükbaşı bu, bilmez mi? Bilir, bilir. Asılan başbakan hâlâ yakmıyorsa da içini, İsmet Paşa’yı iyi bildiğinin tapusudur cevabı. Karşısındaki müstehzi bakışlara der ki:

“İsmet paşa boynuma ip ölçüyor!”

Tekrar edelim. Bu fıkra bu ülke insanlarının o yıllarda ihtiyaçları gereği üretimleridir. İsmet Paşa’nın boyunlara ip ölçme kabiliyetini Bölükbaşı üzerinde denediğine bu fakir de inanmaz. Neden mi?

Bu fıkra ile gülümseyen insanlarımız şunu demek istiyordu: Ey Bölükbaşı! Biz seni İsmet Paşa’nın karşısında, ona muhalif olarak görmek istiyoruz. Bizim, İsmet Paşa’nın asmak isteyeceği siyasetçilere ihtiyacımız var.

Lakin bu fıkrayı, bu fıkranın anlatmak istediklerini anlamadı Bölükbaşı. Duymamış ya da okumamış olamaz! Biçilen görev elbisesinin büyük geleceğini düşünmüş olabilse de, diğer ihtimal, bizim önemsediğimiz ihtimal şudur:

“- Ayağını denk al Bölükbaşı! Her halukarda elim boynuna yetişir!”

Sonuç şu: İsmet Paşa’nın muhalifleri arasında Bölükbaşı adı olmadı. Bölükbaşı’nın da sadece adı olan partisi oldu. O ve partisi…

Abdüllatif Şener parti kuruyormuş, dediklerinde işte bu fıkra geldi aklıma. Önemsediğim sanılmasın. Meclis’te iken, Bakan iken Çölaşan tetikçisi bir gazeteciye canlı yayında kendini azarlatmış biri ne benim, ne de bu ülkenin dikkatini çekmez.

Yeni bir Hasan Celal, yeni bir Yaşar Nuri, yeni bir Yaşar Okuyan vesaire, vesaire…

Baklavacılara, kandırmayıcılara, kurtarıcılara, okuyuculara bir kaynak yapılıyor, tutmayacağı biline, biline. Olsun, kartele eğlence gerek!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*