Çarşı karıştı! Biz karışmayalım ve olanı biteni anlamaya, görmeye çalışalım. Savcı beyin karşısında görmek istediği kişilerden neden bazılarının adı çok tekrarlanıyor da kartel medyasında, bazıları bilinmezden geliniyor, gibi sorular oluşturarak kafamızda, cevapları merak edelim. Ve bekleyelim! Sohbet edelim.
Mesela futbol konuşalım, Fatih Terim’in futbolu nasıl kullandığını konuşalım. Tarihe “Doğru not”u da düşmek gerek.
Almanya maçının hemen sonrası… Evlerimiz, sokaklarımız ve tv karşısında oturan insanlarımız hiç bu kadar sessiz olmamıştı. 2-2’nin nasıl 3-2 olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Düğmeye kim bastı? Bir Rüştü yeter mi idi, ülke insanlarına mutsuzluk şoku yaşatmaya? Konuşma yeteneğimizi tekrar kazanmamıza tv ekranlarındaki ünlü yorumcular yardımcı oluyor. “Sevinebiliriz, başarılı sayılabiliriz, dünya bizi konuşacak vesaire.”
Karışmam başkalarının Fatih Terim avukatlığı yapmasına, onu başarılı ilan etmelerine. Ben kaybettiğimiz şampiyonluğa üzülüyorum ve onun hesabının peşindeyim.
Sözleşmesi devam ediyorken ve sorumlu olduğu takımı yarı finalde elenmişken, maaşını katlamayı iyi hesaplayan Terim, kaybedilen şampiyonluğun hesabını vermelidir.
Soyunma odasından salınan bir futbolcu mikrofonlara boynunu uzatmış konuşuyor: “Hocamız çok duygusal konuşma yaptı ve görevi bıraktığını açıkladı.”
Devlet Bahçeli taktiği… Vah, vah, vah! Gelsin, bizi bırakıp da nerelere gidiyorsun ağlamaları. Derken ekranın altından geçiyor pazarlık kızıştıran cümleler: Fatih Terim’i İtalya’dan filanlar, Almanya’dan falanlar istiyor. Başka isteyen varsa, sıraya girsin.
Kaçan şampiyonluğa mı yanarsın, kaçacak paralara mı?
TFF Başkanımız diyor ki: “Terim hocamızla 2010 yılına kadar devam eden bir sözleşmemiz vardı. Yaptığımız görüşmede bu sözleşmenin 2012’ye kadar uzatılmasına karar verdik!”
2010 yılına kadar söz vermiş, imza atmış. Yarı finalde elenmek başarısızlığına çok üzülmüş ve istifa ediyorum, demiş. Sonra TFF başkanımızla oturup konuşmuşlar ve iki misli maaşa anlaşmışlar.
2010 yılına kadar olan sözünü tutma,
İstifa ediyorum, sözünü tutma. Neye benziyor bu? Rüştü’nün top tutmama hastalığına…
Çocuklukları, gençlikleri ve orta yaşlılıkları “Yenildik, ama ezilmedik!” tesellisiyle geçen son demlerindeki futbol yazarlarımıza göre geldiğimiz yarı final başarı olabilir. Lâkin nesli değişen Türkiye, bir şampiyonluğu kaçırmıştır. Hesaplaşma noktası burasıdır. Bu kaybımızda sayın Terim’in şu andakine göre yarım sayılan maaşının hiç etkisinin olmadığını umarız.
Sayın Terim’in arkadaşı ve akranı (!) Rüştü’nün sorumluluktan muaf olduğunu bu ülkede herkes biliyor artık. Bir de onu kaleci saymanın akıllara yük olduğunu…
Rüştü’nün tutamadığının hesabını, Rüştü’yü tutan Fatih Terim vermelidir. Ünlenmiş “Tamamen duygusal” cümlelerle de olabilir.
Bir yanıt bırakın