“Son” kelimesi, adını ikamet ettiği sokak “Yeşilçam”dan alan sinema sanayimizin ürünü “Türk Filmleri”nin bitiş görüntüsü olarak hafızalara kazınmıştır.
Beyaz perdedeki her “Son” yazısı, seyircileri hep rahatlatmıştır. Duygusallığını ve yeni düşünce üretimini, senaryosunun ve sahne çekimlerinin önceden yapıldığını bildiği “Türk filmi”nin esas oğlanına ya da gidişatına paralellendiren insanlarımızın “Terapi” sayılacak o rahatlamaları, üç kuşakta iz bırakmıştır.
“Son” kelimesinin unuttuğumuz yıllardaki bu sevimliliğini hatırladıktan sonra, yaşadığımız çeyrek asrın acılarını, o Türk filmlerinden bize kalanlar kadar hissetmememizin sebebi de, Türk filmi gibi yönetilmemizdir. Ödül beklentisi yüksek, kurgusu kötü, senaryosu gelişigüzel Türk filmi gibi…
Biz içinde yaşarken yazıldı “Son” yazısı.
Samsun önemli şehrimizdir. Yeni bir başlangıcın oradan start aldığını, ivme kazandığını yazan tarih kitaplarını, mesleği söz yazarlığı olan çocuklarımız da okumuş olmalılar ki, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, içinde “Son” kelimesi geçen cümleyi Samsun’da söyledi.
“2023’te milletimizden kendi adımıza son defa istediğimiz destekten alacağımız güçle Türkiye yüzyılının inşasına başlayıp, bu kutlu bayrağı gençlerimize teslim edeceğiz!”
Pratik cevaplarla ünlü merhum Demirel’e bu konuşma aktarılsa ve siz ne dersiniz diye sorulsaydı, aynen şöyle cevap verirdi:
“On defa verdiğimizde ne olmuş da, son defa versek ne olacak? Binaenaleyh iktidarlar halka vermek için vardır. Yirmi yıl sonra başlamak, başlamayı ummak, başlamayı iddia etmek fevkalade lafügüzaftır; geçen yıllara ahtır vahtır, binaenaleyh zabıtlardaki itiraftır.”
Türkçe kelimelerden kurulu Sayın Erdoğan cümlesini Sayın Kurtulmuş’un izaha durması, sıfatının yardımcı olmasından mı, yoksa kendi anladığı gibi anlaşılsın istediğinden mi kaynaklanmıştır sorusuna muhatap olmadan, onun paraleli bir politikacının eşdeğer eylemlerini de hatırlatacağız.
“Okuyan” namıyla ünlüydü o sayın kişi. Merhum Türkeş’in her beyanatından sonra, Sayın Başbuğumuz öyle derken, şöyle demek istemiştir; şunu derken bunu kastetmiştir gibi cümlelerle donattığı izahat teksirlerini gazetelere dağıtmaktı görevi. T. Özal günlerinde kurt politikacı oldu; anlamıyorum dese de bakan bile oldu. Partiler kurdu, partilere girdi, çıktı. Tarih tekerrür ediyor dedik biz de, Sayın Kurtulmuş’un dersini okuduğumuzda.
“Kendisinin fani olduğunu söylüyor. Yetkinin bir süresi var, onu kastediyor. Makamların da yetkinin de bir süresi var. Tabii Cumhurbaşkanlığı’nın da süresi var. Samsun’daki söylediği sözün anlamı budur.”
Sayın Kurtulmuş’a bir paragraflık lafı içinde üç kere “süresi var” dedirten söz yazıcılarının bu felsefi gayretlerini, yine merhum Demirel’i aracı kılarak anlamaya çalışacağız. İlk cümle çok önemlidir.
“Kendisinin fani olduğunu söylüyor!”
“Ya sizlerin? Binaenaleyh Ademkioğulları için başka bir ihtimali söz konusu etmek, akıllara düşürmek, tedai ettirmek fevkalade yanlıştır, hatadır, ayıptır, günahtır.”
Demirel konuşmasını sürdürüyor: “Sayın Kurtulmuş’un, Türk Dil Kurumu lügatlarında ‘Gelip gidici – Bu dünyada kalıcı olmayan’ manasıyla kayıtlanmış fani kelimesini kendisinin, yani Sayın Erdoğan’ın söylediğini iddia etmesini, binaenaleyh ‘Benim naçiz vücudum’ diye başlayan vecizeye bir atıf saymak da fevkalade hatalıdır, yanlıştır, ayıptır.”
Eski yar (Eski siyasetçi) şöyle dursun, biz bir daha bakalım Sayın Kurtulmuş’a.
Süre diyor, süresi var diyor. “Son” müjdesini “fani”liğin desteğinde süre bitiyor anlamında Türkçeleştiren Sayın Kurtulmuş’un işaret ettiği nokta, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bitiş cümleciği olmasın?
“Bu kutlu bayrağı gençlerimize teslim edeceğiz!”
Buradaki teslim etmek fiili, İBB adaylığının Sayın Binali Yıldırım’a havalesi gibi düşünüldüğünde, Sayın Kurtulmuş’un kendine bir pay çıkarması normal sonuçtur, ya da bir anlaşmanın itirafıdır, ifşasıdır.
Sayın Erdoğan, CHP’den son transfer milletvekilini kastetmiş olamaz genç derken.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın konuşmasının bir paragrafını, yardımcısı Sayın Kurtulmuş’un Türkçe izahından istifade ederek biz böyle yazdık.
Habertürk’ten Kübra Par ise, 12.12.2022 tarihindeki yazısında, bir cümle ile anlatmış pazarlık olayını.
“Bana son bir şans daha verin, zaten bir daha aday olmayacağım.”
KİM, HANGİ ‘TIK’LAMANIN PEŞİNDE KİM, NEYİN İÇİNDE, NEYİN İŞİNDE
“Türkiye’de her gün değil, her saat değil, her 1 dakikada 2 milyon tıklama yapılıyor.”
Porno sitelerini konu etmiş bir kişinin bu zaman ve rakamlı sonuç bilgisini duyan ve aklı başında olan bir insanın vereceği tepki şöyle bir cümle olur.
Bu kadar ayrıntılı merakın sebebi nedir? Bu bilgilere sahip olmanız, size ne kazandıracak?
Gazetelerin, sohbet videoları paylaşan ilahiyatçı, Kültür ve Turizm Bakanı yardımcısının yakını Sayın Demircan adını duyurdukları bir haberden aldık yukarıdaki giriş cümlemizi.
Verdiği rakamların doğruluna devleti şahit gösteriyor ilahiyatçı Sayın Demircan.
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilgili birimlerinin resmi aktarımlarına dayanarak” bu bilgileri paylaşan Sayın Demircan’a, niçin zatının tercih edildiğini sormayacağız. Çünkü, haberini bize duyuranlar, siyasi akrabalık gücünü de vurgulamışlardı.
Çok satan “Cinsellik” kitabı yazdığını da bildiğimiz Sayın Demircan’ın siyasete ilgisini, AKP’nin planladığı günlerdi mi desek, niyetlenildiği günlerde mi desek, Günaydın gazetesi keşfetmiş ve birinci sayfasından Türkiye’ye ilan etmişti.
Taht gibi bir koltukta oturması yarım gazete sayfasına yerleştirilen Sayın Demircan’ın, “Erbakan’a dedim ki” diye başlayan bir cümlesi de manşet yapılmıştı, Simavilerin o gazetesi tarafından.
Erbakan’a akıl vermek iddialı Sayın Demircan’la o günlerden, porno sitelerinin tıklanma sayılarının paylaştığı bu günlere erdik.
Haberini okuduğumuz sitelerin yazdığına göre “porno” izlenirliği konusunda “İslam ülkelerinin durumunun Batı’ya oranla çok daha vahim olduğunu” belirtmekten de geri durmamış Sayın Demircan.
Bu dünya haritalı bilginin ötesinde, yurdumuzla ilgili çok özel bir not daha paylaşmış ilahiyatçı Sayın Demircan. Girişe aldığımız tıklama sayılarının kaynak merkezine bir vilayetimizi yerleştiriyor, hem de ağır bir suçlamayla.
“Bu tıklamaların en fazla yapıldığı illerin başında dindarlığıyla mütemayiz olan Konya gelmektedir. Facia üstüne facia.”
Niçin Konya, neden Konya?
Sorusuna elbette bir cevabımız var. Fakat önce yönetici iktidarın, yönettiği bir vilayet hakkında, toplandığı iddia edilen bir bilgiyi, neden bir yönetici yakınının ağzından duyurur, sorusuna cevap istiyoruz.
Yönetici iktidarın, söz konusu ettiğimiz ilahiyatçının paylaştığı bilgilere karşı ne yaptığı, hangi tedbirlere başvurduğunu da bilmek isteriz, bir vatandaş olarak.
“Facia üstüne facia” derken Sayın Demircan, bilgi alırken yaşadığı hayal kırıklıklarını mı vurguluyor yoksa.
Niçin Konya, neden Konya demiştik.
80’li yıllarda tirajı bir hayli yüksek Nokta adlı bir siyasi dergiyi hatırlıyorum. Özel bir sayı yapmıştı, aynı konuyla ilgili. O zaman tıklama yok. Siyah poşetlerde satılan porno dergilerinin istatistiki bilgileri var.
İşte o dergi, günümüzün ilahiyatçısı Sayın Demircan ile aynı hizadaydı, bir farkla. “En çok porno dergisi Konya’da ve İstanbul’un Fatih ilçesinde satılmaktadır.” Şeklindeydi o derginin reklam duyurusu.
Fatih bölgesine gazete, dergi dağıtımı yapan firmanın bir elemanına bu bilginin doğru olup olmadığını sorduğumda, hayır demişti; biz hep iade alıyoruz, mecburen bıraktıklarımızı, ilavesini de yaparak.
Niçin Konya, neden Konya sorusuna o yıllarda kendimce bulduğum cevap hâlâ geçerlidir; günümüz iktidarında bahis mevzuu edilen sohbet videosu paylaşma haberlerine rağmen.
Konya, 1969’da Erbakan’ı Türkiye’ye kazandıran şehirdir.
Bir yanıt bırakın