Dün: Sanayide Devlet, Gün: Pahalıcı Market

Demirel’in 12 Eylül’den sonra, “ihmal” vezinli sorulara savunma cümlesi ola-rak kullandığı bir cevabı vardı.

“Bana Kenya’da olanları bildiriyorlar da, Konya’da olanları bildirmiyorlar.”

İşaret ettiği yer, devletin istihbarat kurumu. Bu şikayetin ardından neden, niçin soruları hiç sorulmadı Demirel’e. Hatta halktan ne bekliyorsunuz da bu bilgiyi paylaşıyorsunuz gibi, güçsüzlüğünün tescil edildiği bir soru dahi sorul-madan tekrar parlatıldı.

Zira aynı silahın sağcılara ve solculara kullandırıldığı kayıtlarda iken, “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyen kendisiydi ve topu taca atmakta uzmandı.

Siyasi tarihimizin en kolay örneği Demirel’i hatırlatmamızın sebebi, Sayın Bahçeli’nin tartışmaların fitilini ateşleyen bir beyanatıdır.

“Zincir marketlerin FETÖ ile irtibatı araştırılması gerekmektedir. Bu aç gözlülere müsamaha gösterilmemelidir.”

15 Temmuz 2016’nın üzerinden altı yıldan fazla bir zaman geçmiş; Sayın Bahçeli bugün buyuruyor: İrtibatı araştırılmalıdır.

Araştırmacı devlet kurumları talimat mı bekliyorlardı, yoksa adliyeye ve ka-muoyuna yansıtılmayan bilgilere mi sahiptir Sayın Bahçeli?

Elbette biz de biliyoruz, ellerinde bilgi ve belge olmasa da, gücü olanların araştırma isteyebileceklerini; hele hükümet ortağı iseler.

2010 yılının Ocak ayı biterken Sayın Erdoğan, Başbakan olarak konuşuyor bir AVM açılışında.
“Bakkal dükkanı olayı bitti. Ne yapacaklar? Belki marketler, süper marketler halinde bunu aşmanın gayreti içinde olacaklar.”

İki seçim kazanmış, üçüncüsünü de kazanmaya hazır bir AKP’nin başbakanı, ne olmuştu da bu müjdeyi vermişti halkına?

Kazandıkları iki seçimin beyannamelerinde, “Bakkal dükkanı olayını bitireceğiz” şeklinde yazılmış bir propaganda maddesi mi vardı?

Bu konuşmanın hemen ertesinde, Sayın Erdoğan’ın küsmesini ve barışmasını aynı şevkle alkışlayan kalemşorlar, “Bakkal dükkanından kurtulduk. Bir hayali-miz daha gerçek oldu” kurtları mı döktüler köşelerine? Hayır!

Sayın Erdoğan’ın bir Başbakan olarak “Ne yapacaklar?” sorusuyla zorda kal-dıklarını ilan ederken, yol göstermesi de var; dükkanlarına kilit vurdurulan bakkallara.
“Aşmanın gayreti içinde olmak…”

Hedef belki marketler, belki süper marketler.
Bugün iktidar cephesinden hiç kimse marketlerin içindeki bakkallardan bahsetmiyor. Aşma gayretlerine ne oldu? Doğru cevap, işsizler ordusuna eleman yazıldılar olmalı. 

Bakkal dükkanı olayı neden bitti? Halkın hangi şikayetlerinin karşılığı olarak bitirildi? Sonra nasıl bir rahatlık oluştu toplumda? Fabrikalardan vaz geçen dev-letin, bakkallardan da vaz geçmesi hangi ülkeleri kıskançlık kirizine  soktu?

Halide Edib’in “Sinekli Bakkal” romanıyla doğrudan alakalandırmak zor bu bitirilmeyi. Sinek varsa, belediyelerin zabıta gücü var; yahut kalemleri pala ya-zarlar “Sineksiz Bakkal”ı yazdılar da halk okumadı mı?

Bakkal dükkanı olayı bitti, romanlar yazdıran espri bitti, mizah bitti gibi anla-şılmalar hatalıdır, ayıptır, yazıktır.

“Bir tane dikili ağacı olmayan insanlar” diyorken marketçiler, bahçe sahibi, bahçesi olan ve Bahçeli diye bilinenleri anlatmıyorlar mı?

Sanatının adını yazmayacağımız market sözcüsünün, müşteri tavlamaya yönelik işportacı sloganlarını çağrıştıran cümleleri de mizah ihtiyacı için kullanılmaya müsaittir.

“İlan vermiyoruz diye gazete sayfasını boş bırakanlara…”
“Üç harfliler diye bizi farklı yere koyan ve koymaya çalışan Müslüman olduklarını iddia eden…”
“Millî Görüş”e inanan insanlara bu iftiralarla hücum eden, milletimizin değerlerini koruyup kollayan Millî Gazete’nin haberciliğine leke sürmeye çalışan mar-ket sözcüsüne cevabı yazarımız Sadettin İnan 05.12.2022 tarihli “Galip Aykaç ve kaybolan 3 bin ton et” başlıklı yazısında veriyor.

Millî Gazete’nin 3 bin ton etle ilgili “Ucuz ete hileli satış” haberinin, reklam karşılığında yayından kaldırılmasını talep edenlere verilen cevabı ve olayın 31 Aralık 2020 tarihinde başlayan seyrini Sadettin İnan’ın yazısından okunsun istediğimizden özet vermiyoruz.

Adı üç harfli olmayan ve Yozgat şehrimizle alakalandırılan bir market zinciri vardı. O müessesenin sorumlusu nerden icap ettiyse artık, siyasi görüşünü, bu-gün marketlerde FETÖ ilişkisi arayan politikacının partisinden olmak diye açıklamıştı. Sonra olan oldu, o zincir yok oldu.
Hatırlamamız, acaba sorularının çokluğundandır.
İktidar ve ortağını karşılarına alanlar, muhalefetin müşteriliğine mi talipler, tezgahlarında. Mesela dedik!

ETİN VAR MI DEĞİL, POŞETİN VAR MI?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanı Sayın Murat Kurum, “Poşet fiyatı-nı 2023 için 25 kuruş olarak belirledik, artışa gitmiyoruz” dedi.

Kurumlara ve Bakanlıklara kara tren katarı gibi süslü ve uzun isimler koyan AKP iktidarının bu icraatını okuyan insanların aklına, 25 kuruşluk poşet habe-rinin devlete maliyeti kaç lira olmuştur, sorusu gelir.
Komisyon toplanacak, veriler değerlendirilecek, tartışılacak, karar alınacak ve makam arabalarına doğru dağınılacak. Az iş mi bu?

25 kuruşluk fiyatı bu kadar önemsenen poşetin de inceltilmiş bir adı olmalı değil mi?
Plastik veya naylon ya da petrol çağrışımlı; taşımacılık görevli ve genişleyen torba halini anlatan yeni bir tanımı olmalı ve eti hatırlatması önlenmeli.

Başa dönersek…
Gazetelerde ve sosyal medya sitelerinde, Bakan Kurum’un bu beyanatını okuyan insanlarımızdan kaç tanesi söyler acaba; market kasaları yanında stoklu poşetlere karşı, şöyle bir cümleyi:
“Kurumundan da yanına yaklaşılmıyor!”

DOKUZUNCU ORTOPEDİ  KOĞUŞU

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, “Enflasyonun boynunu kıracağız!” demiş ve bu üç kelimeyi manşet yapmış yandaş medyanın iri gazeteleri.
Hazine ve Maliye Bakanı Nebati de “Aralık ayında enflasyonun belini kıracağız” demişti.
Madem ki icraatlar kırmak üstüne.
Meclis’in ünlenen yumrukçusu da konuşmalı, tam yeri gelmişken.
“Enflasyonun kafasını kıracağım” demeli.

TARİH YAZILIYOR – 2

Dün:
Akmam diyen
Tuna Nehri!
Bugün: 
Milli İbo’dan
Megri megri!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*