Dizi dizi cinayet dizilerde cinayet!

Güzel Türkçemizin güzel sorularındandır. Karşılaştığımız eşe, dosta, arkadaşa, komşuya ve hatta aşina olduğumuz herkese soruveririz: “Ne var, ne yok?”

Aradığımız bir güzelliktir aslında. Muhatabımızın dilinden dökülecek güzel işlerin, güzel duruşların haberini duymaktır muradımız; ne var, ne yok derken.

Otuz kişi sığdırılmış minibüs yağmurdan ıslanmış yolda takla atıp ters döndüğünde televizyonlarda görüntüler hazır: Yolcuların yarısı yaralı kurtuldu. Annenin feryadı yürek dağladı.

Kartel medyasına göbek havası… Halkını haberlendirmeyi değil, kendini haber müdürüne beğendirme telaşındaki acemi muhabir görüntülerinin eşliğinde izlediğiniz haberlerden içiniz sıkılır, daralırsınız. Sanki her akşam öyle olmak üstünüze vazife.

Haber saatlerinde televizyonunuzu kapatsanız ne olacak? Biraz sonra açacaksınız; müptelası olduğunuz şizofrenik dizilerin her sahnesini yaşıyormuşcasına seyretmek için.

Kara çocuk malikaneye giriyor. Kendisini karşılayan yaşlı hizmetçi kadını iki el hareketiyle boğarak etkisizleştiriyor. Ders bir: Bir yaşlı kadın en kolay bu şekilde öldürülür.

Kara çocuk malikanenin salonuna dalıyor. Babaanne dediği bir başka yaşlı kadının elini ayağını bağlarken, yaşlı kadın çok korkmuş rolünü iyi oynamalı. Olmamışsa bu sahneyi bir daha çekelim. Ders iki: Kadın yaşlı da olsa eli ve ayağı şekilde gösterildiği gibi bağlanmalıdır.

Kara çocuk babaanne dediği yaşlı kadının elini ve ayağını iyice bağladıktan sonra, yanında getirdiği benzin bidonunu malikanenin her yerine boşaltmalı ki, ders üç: Yangın böyle çkırılır.

Kartel medyasının dizileri böyle, istemeyen seyretmesin demek, T. Özal’ın bıraktığı mantıktır. Hem kartel medyasından başkaları yaşatılmıyorken…

Ezilmiş köylümüz Haceli’yi daha da ezerek (Hanesine tecavüz edilerek) yılanların öcünü almış köy romanlarının Anadolu’yla bir ilgilerinin olmadığını anlatmaya bir ömür vermişken geldiğimiz nokta şu: Amerikalı gözüyle Anadolu’daki Bozova’da cinayetler gırla gidiyor. Amerikalıların Irak’ta yaptığı çok az!

İşte bu noktada duyduğum kendi düğünlerini basan köylülerin kırkdört kişiyi öldürdükleri haberini nereye koyacağımı düşünmek için yorgun vücudumu kaldırımlara atmak en iyisi. Hem kurtulmuş olurum bir sonraki kartel dizisinin cinayetlerinden, hem de T. Özal’ı, Güniz Sokak’taki Demirel’i, biraz daha düşünürüm.

Hayvanlarıyla ve tarlasıyla ancak meşgul olabilen köylümün eline otomatik silahları veren T. Özal’ı düşünüyorum. Silahla oyna, nasıl oynarsan oyna. Elinde silah varsa düşünceler öldürmek üzerine olmaz mı? Olur, olur! T. Özal’ın halefi Demirel de öyle demişti: “Devlet durup dururken cinayet işlemez!” yani cinayet işlemek normaldir. Binaenaleyh vatandaş da bir sebep bulabilir. Ve kartel televizyonlarından fevkalade eğitim alabilir.

Biz bu günleri yaşıyoruz!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*