(Kıymetli kardeşim Mesut Beyefendiye geliyorum. Ben Mesut Beyefendiden, bizim daha önce yapmaya çalıştığımız gibi, ne derece muvaffak olabildik, takdir aziz milletimize ve yüce Meclis’e aittir. Yapıcı bir ana muhalefet örneği ortaya koyacaklarını bekliyorduk.
Biz sol partilerin muhalefette kalmasını saygıyla karşıladık. Çünkü onların üretecekleri alternatif görüşler, bizim daha iyi hareketimize vesile olacaktır.
Demokrasilerde muhalefet de en az iktidar kadar şerefli bir husustur.
Biz kardeşiz. Şimdi söyleyeceğim şeyleri lütfen kardeş hane bir şekilde dinlemenizi rica ediyorum. Ben bunları sizin gibi biraz böyle hakikaten sinirli ve asabi bir üslupla söylemeyeceğim. Siz neden bu günlerde sinirli ve asabi duruşun içine düştünüz? Onun değerlendirmesini aziz milletimize bırakıyorum.

Görüyorsunuz ki, kardeş hane bir şekilde konuşuyoruz.
Burada bir hükümet programını müzakere edeceğiz. Uygun görürseniz haksızlıklar için ayrı bir oturum yapalım.
Demin bir şeyi çok garipsedim. Bizim zamanımızda şu kadar kararname çıktı, dediniz. Ben onları tetkik ettirdim. Baktım ki bunların yüzde doksanı seyahat kararnamesiymiş. Bir de biz ne yaptık diyorsunuz? Seyahat etmişsiniz. Hayırlı olsun!
Milletimiz gerçek hizmetleri bekliyor. Biz burada bu hizmetleri nasıl daha iyi yapabileceğimiz konuşursak, zannediyorum çok daha hayırlı iş yapmış oluruz.
Şimdi Sayın Mesut Yılmaz Bey kardeşimize bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Efendim, bu hükümet bizim programımızın aynısı. İyi ya, ne güzel. Gelin destekleyin!
Altı aydan beri ne diyoruz? Buradaki partilerin hepsi yıllardır ülke meselelerinin içinde yoğrulmuş kardeşlerimizdir. Hepsi Türkiye’mizin meselelerinin çözümüne vakıflar. Ama değişik partiler olduğu için elbette hiç değilse aramızda yüzde yirmilik fark var.)
Geçen asrın son on yılının tam ortasında, bugünün tarihinden otuz yıl önce, AKP iktidarına oy veren “Ey Türk Gençliği” daha dünyalı olmamışken, Refahyol Hükümetinin Başbakanı rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, hükümetinin programının müzakere oturumunda, Meclis’te yaptığı konuşmanın, paylaşım sitelerinde dolaşan video kaydının kısa bir dökümüdür, yukarıya parantez içinde koyduğumuz yazı.
Erbakan liderliğindeki Milli Görüş’ün siyaset günlerini yaşamamış, onun mücadelesine yakından tanık olmamış ve fakat onun yanında ve partisinde bulunmuş olanlara seçimler kazandırmış kırk yaş altındaki gençliğe, Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığını, daha doğrusu Meclis’te, bir Başbakanın muhataplarını, yani muhaliflerini nasıl onurlandırdığını, hiç değilse bir örnekle göstermek ve belgelemek istedik.
İstedik ki, ülkemizin gençliği, alkışlamak için ellerini kullanmaya teşvik edilirken, muhakame ve mukayese ve kardeşlik duygularını da pekiştirsinler. Zira gelecek onlarındır!
Başbakan Prof. Dr. Erbakan konuşuyor:
Kardeşim, kardeşiz, kardeş hane kelimeleri hitabının her paragrafında var. Ana muhalefet partisi liderine yaklaşımı ise, eşiti ve dengi bir saygı örneğinde; daha da önemlisi ondan da sorumlu seçilmiş yönetici şuuru yansıtmaktadır. Mesut Bey, Mesut Yılmaz Beyefendi, Mesut Bey kardeşim…
“Biz kardeşiz. Şimdi söyleyeceğim şeyleri lütfen kardeş hane bir şekilde dinlemenizi rica ediyorum.”
MHP ortaklı Cumhur İttifakı’nın kırk yaş altı gençleri, bu rahmetli Erbakan cümlesini bir daha okuyarak dede, baba, amca, hala, dayı, teyze nesli insanlarımızın hasretlerini anlasınlar isteriz.
“Demokrasilerde muhalefet de en az iktidar kadar şerefli bir husustur.”
İktidar sahiplerinin, muhalefeti böyle gördüklerine, böyle tanımladıklarına şahit olanların ikazlarını, uyarılarını dikkate alsınlar, Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın şu dediklerini de bilsinler isteriz.
“Buradaki partilerin hepsi yıllardır ülke meselelerinin içinde yoğrulmuş kardeşlerimizdir. Hepsi Türkiye’nin meselelerinin çözümüne vakıflar.”
Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Muhalefetin üretecekleri alternatif görüşler, bizim daha iyi hareketimize vesile olacaktır” cümlesinin muadilini merhum Demirel de altı kere gidip, yedi kere gelişlerinde hep söylemiştir.
“İktidar her halükarda olur. Binaenaleyh önemli olan muhalefetin varlığıdır.”
Gitmesi ve gelmesi istenenlerin değiştiği, hayaller ötesine geçtiği, ezberleri bozdurduğu günümüzde, kırk yaş altı gençliğin desteğindeki iktidar sahipleri de arıyorlar galiba; Erbakan’ın iktidar yıllarını hatırlayanlar olarak, bahis mevzuu muhalefeti.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyor partisinin bir toplantısında.
“İktidarın alternatifi olması gereken muhalefet ne program, ne kavrayış, ne hazırlık, ne zihniyet itibarıyla bizimle aşşık atacak, bizimle yarışacak, bizimle kantara çıkacak sıklette değildir.”
Rahmetli Erbakan’ın “Kardeşiz” dediği muhalefetten, bize de bunlar kaldı mı demek istiyor Sayın Erdoğan? Yoksa deyimlerini tekrarlamayı sevdiği merhum Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” rahatlığına mı ermiştir.
İkinci bir soru daha var, Sayın Erdoğan’ın hitabının bu paragrafını okuyanların aklına düşen. Söz yazıcı görevlilerin süsleme merakından mı, yoksa dikkat eksikliklerinden mi kaynaklıdır, biz bilmeyiz.
Üç özellikli tanımlanıyor ana muhalefet: Aşşık atamaz, yarışamaz, kantara çıkamaz. Bir vurgu neden yetmedi? Çok eski bir yarışma olan aşşık atmayı oynamış kimse kalmadığına göre ve kantara çıkmak da bir yarışma gereği ise, anlatım tekrarıyla hafifsenen sadece muhalefet olamaz; dinleyicilere de eğitim veriliyor.
Mizah yazılarımızda yıllarca baş aktörlük yapmış merhum Demirel’in de böyle misalleri vardır. Fakat o bir olayı anlatırken, eğitimini yansıtmayı severdi. “Seçim, bir sath-ı maildir; eğik düzlemdir; yamaçtır!” tanımı tam bir Teknik Üniversite yansımasıydı.
Partililerine muhalefeti şikayet ederken Sayın Erdoğan, tespit ettiği göze ve kulağa hoş gelmeyen eksiklikleri, hataları da sıralıyor:
“Gündemlerinde ne millet var, ne milletin derdi, sıkıntısı sorunu var. Varsa yoksa kendi çıkarları, ikballeri, gelecekleri.”
Milletin derdinin, sıkıntısının, sorununun Cumhur İttifakı’nca çok iyi bilindiğinin iddiasıdır bu cümle, dersek yanlış olmaz. Tariz sanatıyla iktidarın, muhalefet üstünden kendini anlatması da geçmiş siyasilerden bir çağrışım yaptırabilir. Madem mizah yazıyoruz. O örnekleri de koyalım buraya.
Sayın Bahçeli’nin tereddüt edenlere karşı kefaletini ortaya koyduğu ve fakat hâlâ arkasında durup durmadığını bilmediğimiz, “Soyadı gibi soyludur” sözüyle, teröristleri ayakkabı numarasına kadar bilen bir eski bakanın iddiasının inandırıcılığının çok üstündedir Sayın Erdoğan’ın bu muhalefet anlatımı.
Çünkü o, ülkemizin ekonomisini, tek sorumlu yönetici ve bir ekonomist olarak an be an takip ederken; “Cepleri, mideleri, çıkarları ve siyasi kariyerleri dışında hiçbir şeyi gözleri görmüyor, kulakları duymuyor” teşhisiyle de, muhaliflerinin duyu kaybını hem kayda aldırıyor, bir yandan da teşbihte hata olmazsa, zehir hafiye sıfatlı İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükan’ın, ‘’ Komünistleri nefes alışlarına kadar takip ediyoruz” iddiasına paralel, güç ve güven güncellemesi yapıyor.
Heybedeki turpa bugün sıra gelmedi.

Bir yanıt bırakın