Kim kime ne diyecek? Gereğini yapan bilecek!

Gündemde ne var, ne yok bakacaksam, Millî Gazete’mizin sitesini tercih ederim. Tarumar edilen gelenek, alışkanlık ve normallerimiz arasına eksikliğini her gün artan bir hasretle hissettiğim gazeteleri kağıt baskılardan okumak zevkimiz de katılmıştı yıllar önce.

Beklenmedik bir yazı olayı şaşkınlığında duyurulmuş, “Gereğini yapan Ahmet Bey” takdirine mazhar olmuş ve bizim de “Devşirme” sıfatıyla zaman zaman malzeme diye faydalandığımız medya elemanının haberi.

“Öcalan’a bebek katili diyenler süreci baltalıyor!”

İlginç bulunan tepkisi bu cümlede imiş, ezber bozuldu diye de tanımlanan gelişmelerin gönülsüzlerini üç itirazıyla hizaya sokma yazısındaki.

Hal buki, Cumhur İttifakı’nın onlarca tescilli yazıcı sınıfından medya elemanı var iken, niçin yazdı yahut niçin ona yazdırıldı, sorusunun cevabı düşünülmeliydi.

TRT’nin radyolu yıllarından bir örnek verelim: Türk Halk Musiki korosu konsere başlamışsa, solistlerden birinin okuyacağı bir uzun hava mutlaka olur. İşte o uzun havanın duyurusunu şu cümle ile yapar programın takdimcisi.

“Sanatçıya divan sazıyla Ahmet Gazi Ayhan yol gösterecektir.”

Divan sazlı yol gösterici kime bağlı? TRT’nin müdürüne. Dahası iş başındaki hükumetin başbakanına.

Gereğini yapan Ahmet Beyin yaptığı ne? Müsaade edildiği kadarıyla ve divan kalemiyle yol göstermek, değil mi?

Diğer medya elemanlarının hedeflerine konulması istenen insanların tek suçları, devletin yaptığı tanımı tekrar söylemek değil. Baltalı da diyor, gereğini yapmak düşkünü kalemşor.

Sözlüklerde, “Bir işi kasten bozmaya, engellemeye çalışmak” manası kayıtlı “Baltalamak” fiilinin kullanımı, lalettayin bir seçim değildir. “Kasıt” yükü de sokulmuştur; ünlü bir ekonomistimizin “Hiç olmadığı kadar özgür” tanımıyla sunduğu ülkemizde, fikrini açıklamak isteyeceklerin endişeler haritasına.

Cumhur İttifakı’nın Öcalan icraatına katılmayanlara nasihatler diyeceğimiz itiraz namesinin son cümlesinde tuttuğu tarafı alkışlamayı hiç ihmal etmemiş yahut iltifatı iyi becermiş de diyebiliriz bahse konu medya elemanı.

“Gerçek milliyetçilik buradadır!”

Orada olan ve sayın yazarın gerçek dediği o milliyetçiliğe, hangi babayiğit itiraz edecek?

Bir devşirmenin yol göstermesi dediğimiz bu tavrın, halin, eylemin benzeri tarihimizde yaşanmış mıdır? Elbette! Örnekleri çoktur bereketli topraklarımızın.

En iktidarcı gazete yazısı ödülü konduğunda “Tek geçilecek” bu fıkrada korunanlar, muhaliflerdir. Bakmayın siz, geçmiş siyasetçilerden merhum Demirel’in, iktidar her zaman vardır; önemli olan muhalefettir demesine. Medya elemanı kişimiz sözün kısası yapmayın, etmeyin, konuşmayın öğüdünü veriyor; hem de ücret istemeden. Tıpkı Voyvoda Karakolu’nun Tabur Ağası gibi.

İstanbul yazılarıyla ünlü Reşat Ekrem Koçu’nun Beyoğlu sınırları içinde yaşanmıştır diye dergilerde yazdığı bir vak’ayı, son vakanüvisimiz Abdurrahman Şeref Efendiden naklediyoruz; Tanzimat Fermanında hemen sora kayıtlara girmiştir.

“Galata’da Voyvoda Karakolu’nda kumandan bir Tabur Ağası imiş. Ahali-i Hristiyaniyye, ara sıra bir Müslümanı tutar, karakola götürür ‘Bana gavur dedi’ diye şikayette bulunur imiş.

Tabur Ağası, ‘Ey oğul anlatamadık mı? Şimdi Tanzimat var; gavurcuklarımıza gavur denmeyecek. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti’ diyerek şikayet edileni tekdir ve tevbih eyler imiş.”

Şimdi şöyle bir soru akla gelebilir. Gereğini yapan Ahmet Bey takdirli medya elemanı, “Şimdi Tanzimat var; gavurcuklarımıza gavur denmeyecek”, öğüdünü veren Tabur Ağasının masumluğunda ve sevimliliğinde midir?

Hayır! Bir karakol ağasından yüksek konumlu ve iltifata ermiş bir yazar eleman olarak muhbir pozisyonu da alıyor bizimki.

“Öcalan’a bebek katili diyenler, süreci baltalıyor!”

Murat Sertoğlu’nun saray hikayelerinde çağrılacak kişi bellidir. “Tez” diye başlayan bir cümle duyulacak gibi devamında.

“Gavura gavur denmesin” isteğinin dillendirildiği zamanlarda, doğru cevabı yazan Mahmut Toptaş Hocamızın, Millî Gazete’mizde 13.05.2024 tarihli makalesinde yine aynı konu “Hayvanlardan da aşağılık yaratıklar” başlığı altında sunulmuş okuyucusuna. İlk paragrafı alıyoruz buraya.

“Dosta düşmanlık, din düşmanlarına dostluk havalarının estiği, Müslümanların aşağılandığı, dinsizlere rağbetin yüceltildiği, Müslümanlara karşı sırtlanmaların arttığı, gavurlara karşı kuzu gibi melemelerin ayyuka çıktığı günlerde, anlı şanlı İslamcı kardeşlerimizden biri bana ‘Hocam, artık kafire kafir demesek daha iyi olmaz mı’, deyiverdi.” (Cevabı gazetemizden okuyunuz.)

İşin içinde muhbir, şikayetçi, yakalamacı olursa, -ki yazmaya bizi tahrik eden onlardır- yazımız Karaman tarihinde yaşanmış bir fıkraya mecburen uzanır.

Seher vakti kadayıf imalatı yaptığı dükkanını yine açmış Halil Efendi. Ezan vaktine kadar kadayıf dökecek, taze taze yesin diye hemşehrileri.

Dervişler seher vaktinde aşka gelirler denir. Halil Efendi de  bir derviştir. Kadayıf tepsisini çevirirken, bir yandan da ilahisini okur: “Ya Mevlam, hu Mevlam! Aşkını bize ver Mevlam!”

Devir, Milli Şef devridir. Sokakta, Milli Şefçiliği abartmış yönetimin, bir gece bekçisi vardır. Sahibine göre kişneyen atlara eş karakterli bekçimiz yavaşça yaklaşır, ilahi sesinin geldiği kadayıfçı dükkanına. Maksadı belli. İlahi okuyarak yönetimi baltalamaya çalışan kadayıfçıya suçüstü yapacaktır. Halil Efendinin şehrin tek kadayıfçısı olması onu değil, ekonomistleri ilgilendirir.

Kapıya dayandığında bekçimiz, başka bir musiki yayılmaktadır kadayıfçı dükkanından. Camındaki bekçi gölgesini fark ettiğinde Halil Efendi, aynı notalarla başka sözleri terennüm ediyordur; o günlerin en ünlü türküsünü.

“İlimon ektim taşa, ilimon!”

Baskınında basılmış bekçimiz hayal kırıklığını yaşarken, kadayıfçı Halil Usta merhametini seslendiriverir.

“Ne olsun kumandanım? Bir o yandan; bir bu yandan, idare ediyoruz işte!”

Nereden nereye!

Biz de diyelim: Nereden, nereye!

Bu yazımızı okuduğunda “Kenardan geçeyim amman amman, yol sizin olsun” diye başlayan Bozkır türkümüzü hatırlayanlar, akıllarına düşürenler, bizi daha iyi anlamışlardır sanıyorum.

İşte böyle, bugün de böyle!

BİZ BU YAZILARIN EĞİTİMİNİ GÖRDÜK; BU DA BİLİNSİN!

Müslümanlar aralarındaki basit ve köksüz ayrılıkları ortadan kaldırıp bir tek vücut gibi düşünmeye başladılar mı, artık, korkacak bir nokta kalmaz.

Acı tecrübeler ister istemez Müslümanları bu kopmaz birlik çizgisinde toplayacaktır.

Herhalde İsrail’in ve onu arkadan destekleyenlerin Orta Doğu’da kurmak istedikleri imparatorluk hayali bir gün iflas edecektir.

Yeter ki Müslümanlar tehlikeyi iyice görüp birleşsinler ve bir tek vücut olsunlar. O zaman Allah ta yardım edecektir.

Aslında, İsrail de, Batının bu kışkırtıcılığına uymakla büyük hata etmektedir kendi hesabına. Geçici başarılar başını döndürmektedir. Hal buki yarın şu veya bu sebeple Batı kendisini yalnız bırakırsa İsrail için durum hiç te iç açıcı olmaz.

Yüz milyonluk kütleyi kuvvetle ezmenin de imkânı yoktur.

Üstelik, Müslümanlar, her zaman Yahudiler için en müsamaha gösteren insanlar olmuşlardır.

Rusya’da, İspanyada, Almanya’da Yahudi katliamları olunca kaçanların sığındığı tek ülke, yine Müslümanların yurdu olmuştu.

Müslümanların içinde asırlarca sulh, reſah ve emniyet içinde yaşamışlar, zengin olmuşlar, adeta bu memleketlerin ekonomisini ele geçirmişlerdir.

Müslüman ülkelerde öbür ülkelerdeki gibi hiç bir zaman bir Yahudi katliamı görülmemiştir.

Bu hoşgörüyü unutmamak lazımdır.

Yahudiler eğer bir intikam almak ihtiyacında iseler herhalde en son öç alacakları insanlar Müslümanlar olurdu.

Hal buki şimdi yalnız hınç konuları Müslümanlardır.

Bütün hınçlarını Müslümanlardan çıkarmak istiyorlar.

Bu eski Yahudi gururundan doğuyor.

Bu gururun cezasını çekerler.

Bunu bir gün anlarlar ama iş işten geçer.

Allah, Kutsal Kitabında, kendilerine verdiği nimetleri hatırlatıyor, bunu inkâr ettikleri her sefer çarpıldıkları cezaları bir bir gösteriyor. Bunu unutmamak lazımdır.

Müslümanlar, Allah’ın insanlığa bağışladığı bir nimettir.

Bu nimetin değerini bilmeyenler, tarih te şahittir ki, belâların en belasına çatmışlardır.

Biz Müslümanlar kendi suçlarımızın cezasını çekiyoruz.

Amma bize sataşan da kendi cezasını çeker.” (Sezai Karakoç, 1967, Sütun, s.220)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*