Önceki yıllarda bir vesile ile bu sayfaya aldığım bir Akbaba karikatürünü, yazarımız Mahmut Toptaş Hocamızın 26 Ekim 2023 tarihli “İçleri dış oldu, sırları faş oldu” başlıklı yazısını okuduğumda bir daha hatırladım.

“Kafirlerin yüzlerindeki maskeyi yırtıveren, çirkin yüzlerini gösteriveren Filistinli mücahitlere selam ve saygılarımla” diye bitirdiği makalesine,
“…İşgalci Siyonistler, Avrupa, Amerika, İngiltere, Rusya, Ukrayna gibi ülkelerden gemilerle Filistin’e gelip yerli Müslümanların evlerini yakıp, yıkıp, yerlerine el koyduklarını, direnenleri yakalayıp sağlam aldıklarını sakat bıraktıklarını, hapishanede öldü diyerek kaydını düştüklerini okuyarak geldik bu günlere.” diyerek başlamış Toptaş Hoca.
İsrail, Gazze’de soykırım yapıyor; bizde bağıran çok: Müslüman ülkeler nerede? Arap devletleri nerede?
Karikatür, 17 Nisan 1941 tarihli, 16 sayfa ve 10 kuruş fiyatlı Akbaba dergisinde yayımlanmış. (Müşkülpesent tütün tiryakilerini memnun etmek azmindeki İnhisarlar İdaresinin yeni imalatı Gelincik sigarasının fiyatı ise 16,5 kuruş.)
Orhan Vural çizimi karikatürün alt yazısı aynen şöyle:
– Amerika, Filistin’in yalnız Yahudi vatanı olmasını istiyormuş.
– E, orada birbirimizi mi kazıklayacağız be!?
Gazetelerinde, TV’lerinde, iletişim ekranlarında soru sorma haklarını kullananlara biz de sormak isteriz:
Sizin Filistin’i yazan, çizen edipleriniz, kalemşorlarınız, ödül kapıcılarınız nerede? Eserleri nelerdir?
Cevabınız eğer var ise, 2000’den sonraki yılları kapsasın bari.
1941 yılında Amerika’nın, Filistin’de ne istediği anlatılmış. Bugün İsrail katliamına, uyguladığı soykırıma silahlı destek veren ABD Başkanı’nın bizzat gelmesine kim, niye şaşıracak? Ah o rol yapmak ve rol kesmek kolaylığı…
Karikatürün alt yazısının cevap kısmını bir daha okuyalım.
“E, orada birbirimizi mi kazıklayacağız be!?”
O gün görünen özellikleri en hafif tanımla kazıklamak olanlar, bugün Filistin’de soykırım yapmaktadır.
Yahudileri gemilere doldurup göçe zorlayanlar yani kazıklanmaktan kurtulanlar, üç çeyrek asırdır katliamlara göz yumuyorlar, dahası maddi manevi destek veriyorlar.
O nerde, bu nerde, şu nerde diye soru soranlar ise, kendilerini hiç sorgulamıyorlar; biz neredeyiz diyerek.
23 Ekim 2023 tarihli gazetemizde, yakın tarihimizin ve özellikle Milli Görüş partilerinin şahitlerinden Ekrem Şama ağabey “Veballi ve ballı iktidar yılları”nı anlatıyor. “Allah dostu Erbakan” kitabına aldığı bir hatırasının üç paragrafını aynen alıyoruz:
“2004 yılındayız. Saadet GİK toplantısı. Genel Başkanımız Recai Kutan ama toplantıyı yasaklı olan Erbakan Hocam yönetiyor. Gündemdeki konular müzakere ediliyor. Sıra geldi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cidde Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmaya. Bütün İslam ülkelerinden gelen kral, cumhurbaşkanı, başbakan veya benzeri seviyedeki yöneticiler toplanmıştı.
Neler söylemişti. Çok şey. Ama en önemli cümlesi şu idi:
‘Bugünkü küresel dünya şartlarında din veya milliyet temelli birliktelikler kurulmamalı. İslam Birliği gibi düşünceler asla geçerli, gerçekçi ve mümkün değildir, şahsen ben karşıyım!’”
Geçerli, gerçekçi ve mümkün görülmeyen,
Din veya milliyet temalı birliktelikler…
Hükümet politikası, devlet politikası olarak açıklanmayan ve fakat “Şahsen karşı” olmak iddiası ise, pazarcı tabiriyle söylersek işin cabası.
01 Eylül 1996’da “Değmesin Yağlı Boya” ser levhası altında yazdığımız bir yazı da geldi önüme. “Kırk Kandil Kitaplarından” bahsetmişim.
“Mahir İz Hoca” belgeselinde Mustafa Özdamar’ın, M. Niyazi Özdemir anlatıyor:
“O tarihlerde bir gün komünizmi tel’in mitingini yapacağız. Bize biraz bez lazım, üzerine yazı yazacağız. Azız o zamanlar, bir avuç insanız üniversitede. Hepimiz de garibanız zaten, paramız pulumuz yok fazla. Karın tokluğuna anca yetiyor harçlıklarımız.
İşte o günlerde bir manifaturacıya gittik, Zaptiye Ahmet’le. Bez isteyeceğiz adamdan. Adam zengin, Müslüman.
Söyledik derdimizi, biz kıçımızı yırtıyoruz!.. Ne dese beğenirsiniz adam?
Bizi dinledi, dinledi… Ben, dedi, zekatımı verdim amma, kalbim sizinle!
Bizim Zaptiye Ahmet’in tepesi attı orda tabi. Ve adama: Kalbini… –bilmem ne edeyim senin ulan!– dedi, sakatatçı değilim ben. Ciğerci dükkanı açacağımı mı sanıyorsun? Bize bez lâzım.”
Tarihler tarihlere, olaylar olaylara, yorumlar yorumlara, itirazlar itirazlara, isyanlar isyanlara benzermiş; lakin bugün Zaptiye Ahmet efsanemiz yok. (Niçin yok?)
Tuzu kuru, gözü kuru İçi yaş, işi yaş
“İsrail rejimi neden bu kadar ‘beyinsiz’ anlamak gerçekten zor. Halbuki Yahudiler zeki bir millet olarak bilinir.”
31 Ekim 2023 tarihli ve “Unutursak yüreğimiz korusun” başlıklı yazısına Sabah Gazetesi yazarı Sayın Salih Tuna bu iki cümle ile başlamış.
Zeki fakat beyinsiz.
Zeki bir millet olarak bilinmesi Yahudilerin, sayın yazarın kabulü mü, bu iddiada bulunan diğer dünyalılar kim? Muallakta bir durum.
“Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir” diye öğrenmedik mi? Sıralama yapmak ihtiyacı mı doğdu? Yoksa çok yalnız hissetmeye mi başladık kendimizi; zeki olmak yolunda? Uzmanlık istihsallerinin “Yağ” olduğunu yazmaya elimiz varmıyor hâlâ. “Yağ” müstahsilleri demedik hiç birine, şimdiye kadar.
Martin Buber, Stefan Zweig, Ehud Olmert adlarını da anarak Siyonizmi, antisemitizmi, Arz-ı Mev’ud’u yazan Sabah yazarı Sayın Tuna, üç yer ismi de hatırlatıyor: “Belsen, Treblinka, Auschwitz’de soykırıma uğramış milyonlarca Yahudinin hatırasına…”
Son iki paragrafını da okuyoruz Sayın yazar Tuna’nın.
“Hayır yani, toplama kamplarında ‘atalarının’ maruz kaldığı soykırımı dünyadaki 15 küsur milyon Yahudi unuttu mu da Müslümanlar da unutsun.
Unutursak yüreğimiz kurusun.”
Yahudinin unutmadığını bilmek ve onun gibi hatırlamak.
Gelsin mukayese maddesi: Yahudiler unuttu mu? Müslümanlar niye unutsun?
(Faşizmin) soykırıma uğrattıkları, niçin Müslümanların vatanını işgal edip onlara soykırım uyguluyor? Sorusuna cevap yok, fakat
“Unutursak yüreğimiz kurusun!”
Zaptiye Ahmet’imiz yok, dedik. Beynimiz kamaşıyor, yüreğimiz acıyor, dışımız alevler içinde.
DOĞRU ADAMI DOĞRU BİLMEK

1936 yılının Cumhuriyet Bayramı kutlanırken, 3’üncü yılda doğmuş ve 10 yaşından henüz gün almış Necmettin, evlerine gelen 31 Ekim (1’inci Teşrin) 1936 tarihli Akbaba dergisinde yayımlanan bu karikatürü (Necmi Rıza) tahminimizce görmüştür.
16 Temmuz 1996 Salı. TBMM’nin 77’nci Birleşimi.
Kürsüde konuşan Refah-Yol hükümetinin Başbakanı Necmettin Erbakan’dır.
“Sayın Ecevit hayalciliğimizden bahsettiler, teşekkür ederim; çünkü hayal çok kıymetli bir şey. Bir şeyi hayal etmeden hiçbir şey yapılamaz. Bunu ben, çok kıymetli bir meziyet olarak biliyorum. Esasen kendileri de şair oldukları için, zaten hayalle iç içedirler.” (Adnan Öksüz – Millî Gazete – 12 Ağustos 2022 – Erbakan Hoca’nın fabrikasını kim satın aldı?)
Cumhuriyetimizin 10’uncu yılında babası Salomon’un teşviki ile “Yaşasın” diye bağırtılan o çocuk da, Erbakan’ın kurduğu fabrikalar satılıp, arsalarına siteler inşa edildiğinde, çocuğuna “Yaşasın” diye bağırttırmıştır.
KİMİN İKİNCİSİ YAHUT DAHA ÖNCE DENENMİŞ
10 Kasım 1938’in haftasında neşredilen Akbaba’nın kapağı.

Cumhuriyet’in simgelendiği kadın “İsmetim” derken, vurgulanan özel isim değil, “Ahlak ilkelerine bağlılık – Dürüstlük – Temizlik” manalarıdır. Dikkat!
1938 tarihi biterken (29 Aralık 1938) Başlangıç tarihi ilan ediliyor!

1940 yılının Ramazan Bayramı Ekim ayının son haftasındadır.

29 Ekim “Şeker” tadında ve
“Senin sayende” etiketiyle kutlanıyor.
1941 yılının Cumhuriyet Bayramı kutlamasında ise “Milli Birlik” şartı var.

Bir numara İsmet Paşa (30 Ekim 1941)
Bir hafta sonraki sayısında Akbaba’nın, şu satırlar yazılı:
“CUMHURİYET BAYRAMINDA: TAKSİM MEYDANI!
Cumhuriyet Bayramı… Bize yeniden hız verecek millî bir sevinç günü!
Taksim meydanından geçiyorum. Binlerce halk… Hoparlörün çelik ağzı, madenî bir sesle haykırıyor… Acaba hangi millî marşı? Hangi güzel, canlı sözleri?..
Yaklaşıyorum. Ses vazıhlaşıyor:
Kadın asker olursa:
Öldürür erkekleri!..
Baştan başa çirkin cinaslar, çıplak nüktelerle dolu bir Peruz Hanım türküsü!
Soruyorum: Bizim millî bayramımızda, medenî bir terbiye vasıtası olan radyoyu, elektriği gramofonu, hoparlörü bu kadar âdî, bu kadar sefil bir propaganda oyuncağı yapan kimdir?
Bunu aramak, sormak, bulmak ve bir daha kımıldayamayacak hale koymak lâzım!”
Bir yanıt bırakın