ONACAKLARI YA DA ADAM OLACAKLARI NASIL BİLİRSİNİZ?
Dilimizde, analarımızın çok kullandığı ve felaha ermek, daha iyi olmak, düzelmek, eksiği kalmamak, gönenmek manalarını ihtiva eden bir “Onmak” kelimesi vardır.
Bu kelimeyi konuşurken bize öğretenler, muhatabın olumsuzluğuna da dikkat çekerlerdi. Şartların elverişli olmasına, imkanlara rağmen başarılı olamayan ve silik kalanlar anlatılırdı daha çok.
“Onmadığın var bir derdi.”
Dert, sebeptir gerekçedir.
Günümüzün bazı yazarlarının, hadsizliklerini, zatlarına mevkiler sunan aktüel politikacılarla kıyaslayacak kadar açık ettikleri Fatih’i anlatmış azarımız Mahmut Toptaş Hoca, “İnsan, çevre ve mimari” başlıklı ve 03 Ekim 2023 tarihli yazısında.
Onan, onanacak bir insanı anlatıyor, şehzadelik hakkından önce.
“Fatih Sultan Mehmet henüz Edirne valisi iken İstanbul’da olan bir deprem sonucu Ayasofya’nın kuzey bölümü bir tarafa meyletmiş ve yıkılma tehlikesi baş göstermişti.
Bu durum Hıristiyanları korkuya saldı.
Şehzade Mehmet, o sırada hayatta olan mimar Ali Neccar’ı, büyük bir dostluk eseri olarak Ayasofya’yı tamir etmesi için Bizans hükümdarına gönderdi.
Bursa ve Edirne’deki büyük camilerin mimarı olan bu usta, dört büyük payanda ile mabedi yıkılmaktan kurtardı.”
İstanbul’un fethinden önce yaşanan bu örneği herkes bilir. Bir benzerini ise biz bu ülkede 1967–69 yılları arasında rahmetli Erbakan’ın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin genel sekreteri ve başkanı olduğu zaman diliminde yaşadık.
Erzurum Sanayi Odası’nın başkanı konuşuyor, 70’lerin başında: “Bu şehir matbaa ile Necmettin Erbakan TOBB sekreteriyken tanışmıştır.”
Mukayese için yazalım: O şehir Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi 1957 yılında kurulmuştu.
Bilgi sitesi Wikipedia alanlarında “(İstanbul’un) Büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu’nun tüccar ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkat çekti.“ Bilgileri yazılan rahmetli Erbakan Hoca’mızın, AP hükümetinin polis zorlu hücumu sürerken, kilitlediği kapılar kırılana kadar evrakları imzaladığı o destansı mücadelesini Anadolu, an be an takip etmişti.
Orada başlamıştı rahmetli Erbakan Hoca’mızın “Büyük Türkiye” hayaline şehir, şehir katılmalar.
İcraatlarından belli oluyordu onacak olanlar.
Mahmut Toptaş Hoca’mızın bahsettiğimiz yazısına dönersek, şu bilgileri de okuruz.
“Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. Yıl anısına Walter Feldman’ın ‘Osmanlı Türk Müziği Ontolojisi’ isimli eseri Türkçe ve İngilizce olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından Ali Müfit Gürtuna’nın ve Cengiz Özdemir’in öz sözleriyle basılmış.”
Yazar kişi Feldman’ın, Napolyon’un Mısır işgaline “fetih” demesine ve “Türkçenin Müslüman halkın din dışı edebi dili olduğu” saygısızlığına özellikle dikkat çekmiş Toptaş Hocamız.
Diğer isim değil, ama Ali Müfit Gürtuna adı, çok değişik düşünceleri hatırlatmıştır bu satırları okuyanlara. Biz sadece, İstanbul Belediye Başkanlığı sunulmasına rağmen, niçin onmadığının, onamadığının en baş sebebi bilirsin istedik.
Altına imza atılan hataların kaldırma gücü yoktur.
Bu sayfada daha önceleri de yazdığımız örneklerden tekrarlayacaklarımız var bu onmak konusuyla alakalandırılan.
Bir TV kanalında, askeri okullarımızda hocalık da yapan bir tarihçi (E. Mütercimler) Muavenet zırhlımıza ABD saldırısı söz konusu edilince, şöyle bir cümle ile katkı vermişti ortama.
“TBMM’de sadece bir parti karşı çıkmıştı ABD’ye. Hesabının sorulmasını istemişti; diğer siyasi partiler yok sayarlarken varlıklarını.”
Hayret ederek beklemiştim, Ekim 1992’de yapılan ABD saldırısına olanca inancı ve gücüyle karşı çıkan Refah Partisi’nin adını söylemesini. Fakat o, tahmin ettiğim kadar ya cesur değildi, yahut o hali onmamasına sebep olacaktı. Bilmem nasıl oldu?
Sosyal medyada paylaşılan benzer bir “Ah”ı da buraya yazarsak, insanlar bir önceki yazdıklarımızla paralel bulur mu? Bunu da bilmem.
Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Saadet Partisi grubunun adını anamamış, “Yeni bir grup” demiş.
Gün gelecek, kim kimin hakkında ne diyecek? Biz bunları da bilmeyiz.
Onmayanlara katılan onmayanları da…

KATİPLER OTURUR YAZI YAZAR BİR GAZETECİ KATİP Mİ OLUR?
Bir matris kartonu içinde ve koltuk altında tuttuğu gazeteleri ünleyerek satan müvezzi çocukları tanısaydınız, “Yazıyor!” haykırışıyla biten bir ilanı duyardınız.
“Rauf Tamer güçlü bir lobiyi yazıyor!”
Geçen asrın Tercüman’ından tanıdığımız gazeteci Sayın Rauf Tamer’in bir yazısından, geçmişimizi biraz hatırlama ve biraz da hesaplaşmaya varmak arzumuzu böyle duyurduk biz de. (Posta Gazetesi – 04 Ekim 2023 – Güçlü bir lobi)
Fıkrasına haber bülteni cümleleriyle başlamış: “Türk devletleri ve teşkilatlarının liderleri, gelecek ay, Kazakistan’da toplanacaklar.
Orada, Dünya Türkleri’nin muhteşem duruşunu izleyeceğiz.”
70’li yıllarda, “Milliyetçi” sıfatıyla başlayan kurumlarca düzenlenen ve sonra unutulan göz yaşılı gecelerin “Dış Türkler” söylemi, Sayın Tamer’e göre bizimle hizalı bir kıta oluşturmuş: “Türk Devletleri ve Teşkilatları”.
Bahsedilen bu “Muhteşem Duruş”un ilk icraatları ve programı ne olacak? Gibi sorular hemen akıllara düşmesine rağmen, Sayın Tamer’in problemi “Türk karşıtı” akımların engellenememesinde.
İhtimalleri de sıralamış: Yüksek duygularımız bize tenezzül ettirmemiş olabilir. Başka? Organize olamamışızdır. Öteki ihtimal ise, yoksa biz mi abarttık, sorusudur.
TRT’mizin Türk Sanat Müziği dinleterek büyüttüğü o çocukluk ve gençlik günlerimizde, daha çok yaşamak, daha iyi yaşamak coşkumuzu, ironi aşkına “Bir ihtimal daha var” şarkısıyla dışa vuran bizim nesilden sayacağımız Sayın Tamer de “Bir ihtimal daha” katmış maddelerine, okuyucularını okşama faslında kabul edilen. Diyor ki: “Aslında gıptayla karışık bir kıskançlık mı var.”
Bu yılın gazeteci kayıplarından sonra (Kalanlara uzun ömürler dileriz) o yakanın bir numarası olduğunu sandığımız Sayın Tamer’in, Binali Yıldırım’la başlattığı “Barış Taarruzu”nu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la devam eden “taarruz” şeklinde sürdürmesini anlamakta zorlandığımız da bilinsin.
Hücumu çağrıştırmasından mı, yoksa hafızamıza 30 Ağustos Zaferi’mizi kazımasından mı, sözlüklerde “Saldırı” manası yazılan taarruzu, “Barış” ekleyerek kullanması Sayın Tamer’in ve muhalefeti de davet etmesinin bir izahı olmalıdır.
Cevap Rauf Tamer’dedir:
“Türklerin korkulacak değil, sevilip sayılacak insanlar olduğunu, bu geri zekalı dünyaya göstermeliyiz.”
Tarih, yüzyılına sahip çıktığımız 2023 yılıdır.
“Adaletin bu mu dünya” diyerek geldik.
Yazısının girişinde karşılıklı ilişkilerimizi tenezzül ve organize eksikliğimizin yanında abartma fazlalığımızla kıymetlendiren Sayın Tamer’in muhataplarımızın tamamını “Geri zekalı dünya” sayması, okuyucu okşaması hallerini çok aşıyor.
Aynı paragrafın hemen sonraki cümlesine, Türk spor kafilelerinin gittikleri ülkelerde yanlış davranış görmelerine, “Biz de onları çiçeklerle karşılayalım hava alanlarımızda” teziyle çare uyduran merhum gazeteci Hasan Pulur’un ruhu karışmış sanki.
“Uluslararası spor müsabakalarında bile örnek centilmenlikler sergilemeliyiz. Bizim ruhumuz centilmendir.”
Bedeni Türk, ruhu İngilizce.
Cevabı, İngiltere’de Manchester United takımını 3–2 mağlup eden Galatasaray’ın zorunlu açıklamasının bir paragrafı versin, Sayın Tamer’e.
“Dün gece geç saatlerde olan takım uçağımızın kalkışı, anlamsız derecede detaylı bagaj kontrolleriyle gereksiz yere uzatılmış, bir işkence haline getirilmek istenmiştir. Bu süreçte resmi yetkililerin davranışları, yapılan saygısızlık ve had bilmezlikler, ülkemize karşı alınmış bir tavrın göstergesidir.”
Bir yanıt bırakın