Ağustos Zafer Ayıdır Çizmelerle  Yaşanır

ÇİZMELİ MESAJIM GÜLHANE PARKINDA

MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, ceketi altı düğmeli yeni elbisesi, pantolon paçalarının içine sokulduğu körüklü bir çizmesi ve elindeki tesbihle yürürken çektirdiği çok özel video ile “Kıbrıs Türktür” mesajı verdiği günlerde, yardımcısı Semih Yalçın da, üsluplarını tescilleyen kelimelerle, ittifaklarının muhaliflerini anlatmaya kalkmış.

Bir sıfatı da Profesör Doktor olan MHP’li Sayın Semih Yalçın’ın, sosyal medya alanlarında tamamı paylaşılan söyleminin ilgili paragrafı aynen şöyle:

“Milletimiz; CHP’yi dolandırarak partilerine TBMM’de bedavadan koltuk kazandıran Beleş Ali, Asalak Ahmet, Tufeyli Temel gibi siyaset vurguncularının demokrasimize verdiği zararları telafi etmek için çoktan harekete geçmiştir.”

Cübbesiyle ünlenmiş bir vaizin, ki bir hahamdan eğitim almıştır, seçim sonrası yaptığı kışkırtma dozu yüksek konuşmalardan mülhem bu paragrafına Sayın Yalçın’ın, gereken cevabı, 6’lı Masa partililerin vereceğinden eminiz…

Biz, bir “Çizmeli Bozkurt” yazısına daha niyetliyiz.

30 Ağustos gelirken, uzun uzun düşünülerek, uzun uzun hazırlıklarla, uzun uzun provalar yapılarak yayımlanmış, üstelik yandaş basının “Anında Yunan’ın ses verdiğini’’ duyurduğu bir video mesajının daha da uzun uzun yazılmayı hak ettiğinize inananlardanız. Hayali sorulara, varsın hayali cevaplar olsun.

“Kral Çıplak” masalını herkes okumuştur ilkokul sıralarında. Sayın Devlet Bahçeli’nin sıkı giyimli yürüyüş videosunu seyredenlerin hatırına o masal niye düşsün?

Türkçemizin güzel bir deyiminden yola çıkarak, “Nane limon kabuklu” şarkısında “Zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü” ironisini seslendiren Barış Manço da gelmez elbette o anlarda insanlarımız aklına. Zira bizim aklımıza da gelmedi.

Sayın Devlet Bahçeli’nin çizmeli ve eli tesbihli yürüyüşüne fon müziğinin merhum Zeki Müren’den seçilmesini de ayrıca çok takdir etmiştir Sayın Semih Yalçın’ın harekete geçti dediği milletimiz.

Çünkü Sayın Devlet Bahçeli, evinin salonunda olmasına rağmen, Afyon– Kocatepe’deymiş gibi yürümüştür.

Rahmetli Barış Manço’nun “Sarı çizmeli Mehmet Ağa” şarkısı fon olmazdı elbette. Hatta yakınlarda vefat eden Metin Milli de soyadı iyi çağrışım yaptırıyor teziyle kullanılamazdı. Zeki Müren seçimi isabetli olmuştur. Sayın Devlet Bahçeli’nin nesli, onun da giyim kuşamıyla, çok mesajlar verdiğini gazino sahnelerinden, gayet iyi hatırlarlar.

Geçen haftaki yazımızda, gazeteci Deniz Zeyrek’in “Sadece MHP’lilerin değil, Türkiye’nin bütün yurtseverlerinin, Atatürkçülerin sevgisini kazanmıştır” tespitini paylaştığımız Sayın Devlet Bahçeli’nin çizmeli mesajı henüz tazeyken, yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın’ın bir paragrafının demokrasimize verdiği zararlara böyle dikkat çekmek istedik.

MİLLET İYİ Kİ FARKINDA

AKP’nin yeni yaşını kutlaması dolayısıyla basın toplantısında bir konuşma yapan parti sözcüsü Sayın Ömer Çelik’in dediklerinin bir kısmını anlamaya çalıştık.

CHP’nin, seçim sonuçlarını sindiremediğini, kabulde zorlandığını, kötü sabıkası olmasına bağlayarak, siyasi bir çakma yapmış kendince.

“Gelinen noktada eminim bütün vatandaşlarımız iyi ki Kılıçdaroğlu kaybetmiştir noktasına gelmiştir. Ortaya çıkan tablo vahimdir.”

Üzerine yazacağımız Sayın Çelik cümlesi bu.

Sayın Çelik’in maksadı eğer, vatandaşlarımıza vazife öğretmek değilse, onları, yani vatandaşların bütününü anlamamıştır.

Geçim sıkıntısını, zamları, başını alıp giden enflasyonu değil, Kılıçdaroğlu’nu, yani 6’lı Masayı düşünmekteler.

Sayın Ömer Çelik’in anlatımında iki ihtimal vardır. Birincisi şu: “Gelinen noktada” durum iyi, çok iyi, fevkaladedir. “Bütün vatandaşlarımız” 6’lı Masanın kaybetmesine “İyi ki” demekteler. Çünkü “Aferin”ler, “Hayır duaları” 22 yıllık adreste kalıyor.

İkinci ihtimal ise şöyle: “Gelinen noktada” durum iyi değildir.

“Vatandaşlarımız”, Kılıçdaroğlu şahsında 6’lı Masa’yı korumaya almışlardır.

Onlar için “İyi ki” demeleri, gelecekten umutlu olmaları dolayısıyladır. Sayın Ömer Çelik, bütün vatandaşlarımızın ‘’İyi ki’’ duasına durdurduğunu itiraf etmiştir.

Düşen uçakta iyi ki yoktun. Kaza yapan trene iyi ki binmemişsin, der gibi.

Sıradan politikacı, sıradan konuşursa…Tablonun vehameti.. İşte böyle!

AHLÂK GÜZELLİĞİ KADİRCAN KAFLI

“Din, bazılarının zannettikleri gibi yalnız ibadet değildir. İnsanların münasebetlerini düzenleyen manevî bir kaynaktır.

Hasan Basri ÇANTAY Hocamızın yayınlamağa başladığı “KIRK HADİS”lerin birincisinde bu konu ile ilgili olarak şunları buluyoruz: “Müminlerin en faziletlisi, ahlâkı güzel olanıdır.” “Bir koyun sürüsünün içine salıverilen iki aç kurdun sürüye yaptığı bozgunculuk, kişinin mal ve şerefe olan ihtirası yüzünden dinine yaptığı zarar kadar olamaz.”

“Bir Müslümanı gerek aldatan, gerek zarar veren, yahut hilekârlık yapan bizden değildir.” (Tercüman)

Üç çeyrek asır önce Türkiye’mizin bir gazetesindeki fıkradan aldık bu cümleleri. Bugün yazılanlar ne? Belki karşılaştırır diye insanlar.

30 AĞUSTOS ZAFERİ VE KAHRAMANLARI

İsmet Paşa kabinesi bir gecede aldığı bir karar ve Meclisten geçirdiği bir kanunla bütün maaşlardan yüzde yirmi nisbetinde Buhran ve muvazene vergileri kestirmişti. (1929) Zaten çok az maaşlı olan küçük memurlar ve subaylar geçinemez hale gelmişlerdi. Yurdun her tarafında Mareşala acıklı şikâyet mektupları ve ağır mânalı hediyeler yollanıyordu.

MAREŞAL da olan biten işlerden ve idaresizliklerden, kendisine karşı takınılan tavırlardan derin eza duyuyor, fakat bunları belli etmemeğe çalışarak sineye çekiyordu. İşte bu sıralarda her yıl onun emrine ve orduya verilmekte olan silâhlanma tahsisatı da birden kesilmiş ve bütçeden kaldırılmıştı.

Kendine yapılanları sineye çeken, fakat millet ve memlekete ait meselelerde müsamahı olmayan MAREŞAL, Başvekâlete müracaat etti. Memleket müdafaasına ait olan bu tahsisatın kaldırılmasını doğru bulmadığını ve hattâ bu yüzden yurdumuza bir felâket gelirse mesuliyet kabul etmeyeceğini bildirdi.

Zamanın Başvekili bunu da pek ciddiye almadı ve mühim saymadı. Bu tezkereye Dışişleri Bakanlığı ağzıyla bir cevap verildi ve yakında bir harp ihtimali olmadığı için Mareşalın müsterih olması söylendi.

Bu hareket merhum ÇAKMAK’ın mânevî şahsiyetine vurulmuş bir darbe tesiri yaptı. Memleketin iktidar siyaseti elinde bulunanların, şartlar ne olursa olsun memleket müdafaasına karşı gösterdikleri bu hafifliği hazmedemedi ve Çankaya’daki evine çekildi. Üç hafta süren bu protesto esnasında ATATÜRK bile ancak üçüncü günü sonu ziyaret ederek görüşebildi.

Kimseyi kabul etmiyor ve kimse ile görüşmüyordu. Bittabi zamanın Başvekili İsmet Paşa da yanına yaklaşamıyordu.

Yine onu en iyi anlayan ve takdir eden ATATÜRK, yakından ve candan alâkadar oldu. Millet ve memleketin hayat, refah ve istikbalinden başka bir düşüncesi olmayan Mareşali teselli ve tatmin etmek için elinden geleni yaptı. Ordunun silâhlanması ve teçhizatı ile bizzat alâkadar olacağını temin etti.

MAREŞAL de pek sevdiği ve takdir ettiği, bilhassa ölümünden sonra da iktidardakilerin unutturmaya ve yermeye çalıştıkları Atatürk’ün hatırı ve memleketin menfaati için iş başına dönmeyi kabul etti.

****

SAKARYA’nın olduğu gibi ve ondan çok AFYON taarruzunun harekâtı harbiye lâyihakaların ve plânlarını hazırlamış olan ve daima geride sessiz ve mütevazı kalan MAREŞAL’ı ve onun bir AHLÂK ÂBİDESİ olan şahika şahsiyetini Sayın İNÖNÜ takdir edemedi ve sevemedi.

****

Rahmetli Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak konuşmasını bir yerde keserek; Türk Milleti beni bir noktada muvaheze edebilir. Ve ilâve ediyor: İsmet İnönü’nün Cumhurreisi olmasına rıza ve muvafakat etmemekliğimdir. Bu muvahezeye de müstahakkım, diyor ve mübarek simasını derinleşen bir elem kaplayarak gözlerine dolan ve billurlaşan yaşları; Türk Milleti ve Cumhuriyeti uğrunda geçen hizmetlerinin te’siriyle kırlaşan gümrah bıyıklarını tutam, tutam yolarcasına çekmek suretiyle; içine akıtmaya gayret gösteriyor ve tafsilât veriyordu……

****

“Mah-ı Bedr eder Allah’ Bedr-i yine Hilâl eyler”

“Bu kudret vâr iken anda, dilerse Mah-ı sâl eyler”

“Dünyanın varlığına mağrur olup da yoklukta gam çekme.”

“Geda-yı şah, Şah-ı bir anda pâyimâl eyler.”

Not: Kim nerede durmuştu ve hangi gücü temsil ediyordu, gibi soruları olan meraklılarımıza 1956 yılında yayımlanmış ‘’ÇAKMAK’’ Dergisinden anı parçalarını aldık buraya; o günleri yaşayan gazetecilerinin kaleminden çıkan. Yeniden değerlendirme ihtiyacı duyanlar olur ümidiyle.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*