Gözden Irakmış Paralar Kim Muhalefet Paralar

Geçen haftaki yazımızda, özelde iktidarın kalemşorlarına, genelde herkese sormuştuk: “Muhalefet ne yapsın? Muhalefetten ne istiyorsunuz?”

Muhalefet denince yahut muhalefet yapmak örneklenmek istenince, siyaseti basından takip eden yazarların aklına ilk 1946–50 arasındaki Meclis ve basınımızın destansı mücadelesi gelir.

Şimdi okuyacağınız yazı 14 Şubat 1948 tarihli, “Her Hafta” isimli bir magazin mecmuasının haftayı değerlendiren yorumlarındandır.

ACABA DOĞRU MU?

Rivayetler doğru ise Türk para sahiplerinin Amerika bankalarında 500 milyona yakın parası yatmaktadır. İsviçre bankalarındaki ayrı ve muhakkak ki, orada da bir kaç yüz milyon var. Çünkü İsviçre bütün Avrupa zenginlerinin yalnız arada bir gidip nefislerini dinlendirdikleri, sığındıkları yer değil, paralarını da dinlendirdikleri, her taarruzdan masun saydıkları yerdir.

Bu kadar milyonlar nasıl toplanmış ve dış memleketlere nasıl kaçırılmıştır? Orası ayrı mesele. Fakat eğer rivayetler doğru çıkar da bu paraları sahipleri de bir liste halinde meydana atılırsa bu milyonların nasıl toplandığı sorulmayacak mı?

Kulaktan kulağa ne haberler dolaşıyor?.. Filânca zatın zeytin yağı işinden, ötekinin kömürden, berikinin varlık vergisinden milyonları… Bunlar arasında otuz kırk milyonu olanlardan da bahsediliyor.

Doğru mu?

İman ile paranın kimde olduğu bilinmezmiş. Fakat o eski zamanda idi. Şimdi adamın ne düşündüğünü bile öğreniyorlar. Hükümet isterse Amerika bankaları razı olduğu gibi İsviçre bankaları da belki verirler ve bu paraların kimlere ait olduğu meydana çıkar.

Meydana çıkar da ne olur? Hem memleketin dışındaki bu paralar işimize yarar bir harekete sahip olur; hem de birçok menfaatler meydana çıkmış olur.”

“Söylenti” manasında, daha da çok “Aslı olmayan veya belgesi olmayan söylenti” manasında kullanılan “Rivayet” kelimesiyle başlamış anlatımına konuğumuz yazar.

“Belgesi olmayan” dediğimizde, siyaset literatürümüze Mesut Yılmaz günlerinde Amerika’dan ithal bir bakanına bir adli celsede söylenen “Rüşvetin belgesi mi olur ulan!” itirazını hatırlayanlara, bugünkü konumuzun o günler olmadığını belirtelim.

Gerçi 1948 yılının muhaliflerinin özellikle belirtiği “Amerika bankaları”, “İsviçre bankaları” hesaplarında olduğu iddia edilen demiyoruz, rivayet edilen milyonlar da günümüzle alakalandırılamaz, ilişkilendirilemez.

Körfez ülkelerine seyahatlerimiz ortada.

1948 yılından bahsediliyor. “Bu kadar milyonlar nasıl toplanmış ve dış memleketlere nasıl kaçırılmıştır?” diye soruluyor.

Demek ki muhalefet “Rivayet olduğunda” dahi sorabiliyormuş!

Celal Bayar kitabının adı gibi söylersek, “Bende yazdım” 1940’lı yılların son yarısındaki muhalefet destanına övgüleri; hem de iki kere bu sayfalarda.

6 yıl önenin bu günlerinde (22 Temmuz 2017) “Vuramayanlar ve Kucaklaşanlar” başlığı altında, “Tedbirleri alınmış bir vak’anın itirafını” yazmışız, hatırlatmışız.

Rivayet varsa, muhalefet varmış demek yetmemiş galiba.

 Birkaç ay sonraki ikinci yazımızda (25 Kasım 2017) , “O taraftan vurmak” başlığının altında 06 Eylül 1946 yılının 45 sayılı Büyük Doğu mecmuasının isyanını konu etmişiz; hem de resimli.

“Size, 1950 yılına bağlı bir anımız açıklayım burada:

Büyük Millet Meclisi’nde, parti grubunda yalnızdım. İçeriye, o erken saatte İnönü girdi. Hemen yerimden fırlayıp karşıladım. Benzi soluktu biraz… Kaşları çatıktı biraz… Sesi kuruydu biraz.

Sağ eliyle sol kolumu tutup sıktı:

– Ortaç… Okuyor musun benim için yazılanları?

– Okuyorum Paşam…

– Üzülüyor musun?

Sustum… Üzülmeyecek şeyler değildi ki yazılanlar: İnönü’nün Brezilya’daki çiftlikleriydi, İnönü’nün İsviçre’deki milyarlarıydı…

İnönü’nün kuvvetli eli, kolumu biraz daha sıktı:

– Üzülme, üzülme… Beni o tarafımdan vuramazlar!

Sahiden de vuramadılar.”

1946 yılının “Milli Şef” iktidarına böyle muhalefet etmiş bir “Büyük Doğu”su olursa bir ülkenin, 1948 yılında neşredilmiş “Her Hafta”nın dolaylı cesareti ve o paralar getirilsin tavsiyesi de normal karşılanır, düşüncesi bugün normal olamaz, olmamalıdır.

Muhalefet ne yapsın? Sorusunu boşuna sormadık. Malzeme varsa, muhalefet kullanır.

Ya yoksa?

İşte o zaman ikinci sorumuz devreye girer: Muhalefetten ne istiyorsunuz?

Ya da şöyle soralım: Şerefli Türk basınında yazılan bir “Rivayet” var mı?

Hayır, yok! Orda yazılanlar sadece ve sadece “Birlik” olmuş ve 22 yıllık ve hem de yüzyılın sahibi bir iktidara karşı yüzde 48 oy almış muhalefetin başarısızlığıdır.

( Muhalefetten) Beklentileri karşılıksız kalmış.

Acaba beklentileri ne idi?

YASLILAR “ŞEN” OLUYOR

Millî Gazete’mizin internet sitesinden iki habere dikkat çekmek istiyorum. “Ersan Şen, Ankara’da Mansur Yavaş karşısında kazanacak tek adayı açıkladı.”

Ersan Şen’i, ne dediğini, Ankara’yı ve yeni kazanacağın kim olduğunu merak edenler hemen haberi okuyorlar. Çünkü Ersan Şen önemlidir, söyledikleri önemlidir. Öyle olmasaydı, kimsenin bilmediğini bilmeseydi, her TV kanalı buyur eder miydi? TV kanallarının da bir bildikleri var. En azından kazanacaklarını biliyorlar. Yoksa kim zararına birini gösterir ekranından.

Kazanç konu olunca, Ersan Şen kazandırırken, Melih Gökçek’in de kazanacağını söylemiş.

Melih Gökçek, 15 Temmuz dolayısıyla görevden alınan belediye başkanlarından biri. Tesellisi ise, çocuğu milletvekili yapılan AKP’lilerden olmasıdır.

6’lı Masa’ya kaybettiren rolcülerden Ümit Özdağ’ın, “Emmisi arkadaşımdı” deyip kolladığını vurguladığı Melih Gökçek, Ersan Şen’in iddiasına göre “Aday yapılırsa”ymış, Yavaş’ın karşısında kazanırmış.

Ersan Şen, hukukçu Prof. Dr. Bugün liseye gidenler daha yürümeye başlamamışken, bir TV kanalında, MHP’ye oy verdiğini övünerek açıklamıştı. Demek ki hesabı kuvvetli, demek ki hesabını yıllar bozamıyor.

Benim merakım şu: Ersan Şen, Melih Gökçek’i hukuken mi üstünledi? Onu görevden alan ve halen görevde olan Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’dı.

Melih Gökçek’e şarkı hazır şimdiden.

Yaslı gittim, “Şen” geldim!

ADRES SORMAK ÜCRETLİ Mİ?

Bir önceki günden de şu haberi not almışım:’’ TOGG ortalığı karıştırdı, Varank ve Altaylı tartıştı.’’

Önceki AKP hükümetlerinden birinde Bakan olan ve on bir vilayet depreminden hemen sonra “Bir milyon battaniye yola çıktı geliyor. Üreten Türkiye” vurgulu konuşmasıyla acıları azaltan, ağrıları dindiren Sayın Varank, bir gazetecinin partilerinin adresini sormasını çağrıştıran bir sosyal medya paylaşımını, “Yağ Kapanı”nda ikamet istemesine yorumlayıp “Yeni sponsor arayışları başlamış” diye duyurmuş.

Ne demiş Sayın Altaylı? Sayın Varank ne anlamış, niye öyle anlamış?

“TOGG alırım. Bu sabah bir mühendis abimle konuştum, TOGG kullanmış bayılmış.”

Bu cümleleri çok önemlidir Sayın Altaylı’nın. Gerisi teferruattır.

Konuşulan abi hem mühendis, hem de arabadan ve özellikle TOGG markadan anlayan biri.

Fakat Sayın Altaylı’nın övgüsü, bizim “Bektaşi” diye tanımladığımız insanlarımızın savunmasındaki “Namaza yaklaşmayınız” gerekçesi gibi.

“TOGG kullanmış bayılmış.”

Tedavisi nerde yapılmış, yahut ayılması ne zaman olmuş?

Neyse ki Sayın Varank’ın derdi TOGG değil. O, Sayın Altaylı’nın gelirlerini gündem yahut kontrol etmek istiyor.

Veya Sayın Varank şöyle demek istiyor: Vizeyi ben verirsem ancak…

Bize ne bunlardan, demeyin sakın.

“(…) Ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar” demişti şairimiz hani.

Biz yaşarken oluyor bunlar!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*