Baş Koyanlar Nerde, Kafa Bulan Burda

BİR BAŞKA LETAFET VARMIŞ İÇİNDE LATİF’İN

1991 seçimleri sonrasında Refah Partili dört milletvekilini “Erbakan’ın prensleri” gibi oynak ve kültür harici bir sıfatla tanıtma görevini üstlenmişti, Milli Görüş’e uzak gazetelerin bazı yazarları.

Laf üretme robotu görünüşlü Sayın Arınç, güçlüden yana duruşlu Sayın Gül, samimiyeti sessizliğinde ihtimalli Sayın Esengün ve bakışları cesaret iddialı Sayın Şener dörtlüsünü, RP’den ayrı tutan yazarların niyetleri, kulisleri, çalışmaları neticesini verdiğinde, “Biz yaşarken” savrulmuşlardı.

Öne sürülerek farklı kılındıkları sanılanlardan/sandırılanlardan bir A. Latif Şener var şimdi magazincilerin gündeminde.

En çok da TV5’te Mustafa Yılmaz’ın “ Ankara Kulisi” programında sarf ettiği “Kafa bulmak” demeciyle konuşuluyor şimdi.

Şanlıurfa belediye başkanlığı yapmış ve milletvekili olmuş, Güneş Motel ve 11’ler olayının kahramanlarından Mustafa Kılıç, 12 Eylül ihtilalinden sonraki yargılanmasında, serbestliğini sağlayan bir cümle kurmuştu; ayrı devlet kurmak isteyenlerdendir diye özetlenecek savcılık iddianamesine karşı.

“Bu devlette ben belediye başkanı oldum, milletvekili oldum, bakan oldum. Daha ne olmak istiyor olacağım ki, suçlamalarınız haklı olsun.”

Daha ne olacağım ki,

Daha ne olmak istiyorum ki…

Çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi iken, 1991 yılında Refah Partisi’nden milletvekili seçilen, Necmettin Erbakan başkanlığında kurulan REFAHYOL Hükümeti’nde Maliye Bakanı olan Sayın A. Latif Şener’e o günlerde sorduğumuz bir soru vardı; Mustafa Kılıç savunmasından mülhem.

“Daha ne olmak istiyordunuz da gittiniz, Fazilet Partisi’ni kapattırdınız, yeni partili oldunuz, vesaire vesaire.”

AKP, sonra Türkiye Partisi, sonra CHP.

Bu dolaşımda bulacağınız ne idi? Yahut ancak bugün vuzuha kavuşturduğunuz gibi “Kafa mı buldunuz?”

“Geçen dönem parlamentonun en kıdemli milletvekili bendim.”

Son savunma cümlelerinden biri de budur Sayın A. Latif Şener’in. Parlamentoda çok oturmak, çok bulunuyor olmak hiç bir parlamenteri milletinden alacaklı kılmaz. Aksine çok borçlu kılar. Kimin ya da kimlerin orada olmasını engellediniz de orada oldunuz?

1980 ihtilalinin halkı sevindiren ayrıntılarından biri de, Meclis’in kapatılması dolayısıyle, 1950’den beri hep seçilenlerin parlamenterliğine son vermesi idi.

Türkiye’yi anlamaya çalışan bir uzaylı, “En kıdemli milletvekili kafa buluyorsa” diye başlayan bir rapor yazıyorsa şimdi, doğru bir iş mi yapmış olacak?

2016 Ocak yazılarımdan birinde de yazmışım A. Latif Şener’i. Beni şaşırtan ve hayal kırıklığı yaşatan, bir TV programındaki konukluğuydu. Hangi olaydan sonra tanık olduğumu, internet servisimizden Muhammed Özdemir’in emeği sonucu hatırladım. TV5 o programı bulup yayınlar mı bilmem?

“AKP’nin kurulduğu ve A. Latif Şener’in ilk dört içinde sayıldığı günler” diye başlamışız anlatmaya.

Bir TV kanalında Sabahattin Önkibar’ın hazırlayıp sunduğu bir programdı. Kanalın ve programın adını hatırlayamıyorum.

Sayın Önkibar’ın karşısında Sayın A. Latif Şener oturuyor. Daha ilk soruya cevap verirken Sayın Şener, bir başka 28 Şubat gazetecisi Emin Çölaşan’ın adının geçtiği bir cümle kurdu.

Sayın Önkibar hiddetleniverdi. Karşısındaki bir eski bakan, bir milletvekili değilmiş gibi, yahut eski Refah Partili ve REFAHYOL bakanı olmasına duyduğu bir hınçla, bir saygı eksikliğini sergilemeye başladı.

Sen kim oluyorsun, kelimelerinin gölgesinde vurguladığı cümlesi şöyle idi Sayın Önkibar’ın.

“Ben Çölaşan ağbime laf söyletmem!”

Bir tetikçilik şahikası bu sahneden sonrasını, o yazımızda şöyle anlatmışız: “Sayın A. Latif Şener sus pus olmuş, ne diyeceğini şaşırmıştı.”

O gün en azından o programı terk etmeyi düşünemeyen Sayın Şener, Mustafa Yılmaz’ın “Ortalığı neden bu kadar karıştırdınız?” sorusuna şu cevabı vermişti bugün. CHP’de iken, CHP’ye oy vermemek mevzusu…

“Biraz rahatlatmak için beni sorgulayanları, biraz da kafa bulmak için söyledim.”

Sözlüklerde “Dalga geçmek, alay ederek neşelenmek” izahı yazılan bir deyimle mi anlatır hal-i pür melalini kıdemli bir eski milletvekili, bir eski bakan, bir eski başbakan yardımcısı, partileri dolaşan ve üstelik bir üniversiteye rektör atanması pazarlık konusu olan bir insan?

Sorgulayanları rahatlatmak’mış. Peki o zaman neden Sayın Önkibar’ı da rahatlatmayı düşünmediniz? Halbuki, bilmeniz gerekirdi, sizi milletvekili ve bakan yapan Milli Görüş’ten en çok rahatsızlardan olduğunu!

Biz neden Sayın Şener’in adının geçtiği böyle bir yazı yazdık sorusu akılara düşerse, merhum Demirel’in umutsuz vak’a teşhisini siyasi literatüre sokan bir cümlesi vardı; onu hatırladık.  “Daha önce ne idiyse, bundan sonra da öyle olacaktır.”

CHP onu milletvekili yapmıştı dövünmesindekiler tam haklı değil. Çünkü önce Refah Patisi milletvekili ve bakan yapmıştı onu.

İHSAN VERİLEN SARAYLAR, YA İHALE VERİLENLER 

Sarayın giderlerini azalttı, yolsuzlukların üzerine gitti, diye tanıtımı yazılan; Mühendishane-i Bahri Hümayun’u kuran ve yaptırdığı camilerde adı olmayan bir padişahtır III. Mustafa.

“Bir cami yaptırdım deryada kaldı (Üsküdar Ayazma Camii). Bir cami yaptırdım, bir meczup aldı (Laleli Camii). Bir cami daha yaptırdım onu da atam aldı (Fatih Camii).”

Dediği rivayet olunan III. Mustafa, sadrazamı Koca Ragıp Paşa’dan şair Haşmet’i huzuruna çıkarmasını ister.

Padişahtan hiçbir şey istemeyeceğine dair yemin ettirdiği Haşmet’i, saraya getirir Koca Ragap Paşa.

Nükteli, mizahlı, gülümsemeli birkaç günden sonra Haşmet’e yol verilir saraydan. Huzurdaki vedada bir şey verilmeyen Haşmet, dışarıda verirler herhalde diye düşünür.

 Darüssaade Ağasının odasına girer:

– Efendimiz gitmeme müsaade buyurdular, der.

Darüssaade Ağası hiç istifini bozmaz:

– Allah selâmet versin.

 Darüssaade Ağasını odasından çıkıp sırasıyla Mabeyincinin, Başkâtibin, Başhaznedarın odalarına da girer. Hepsinden aynı cevabı alır:

– Güle güle…

Metelik veren olmaz, ama şöyle düşünür Haşmet:

“– Demek ki,  Sarayın dış kapısından çıkarken verecekler…”

Dış kapıdan çıkar, yine kimse bir şey vermeyince geri döner:

– Beni Huzura çıkarınız, der.

Padişaha arz edilir, Haşmet tekrar huzura girer:

– Hayrola?

Haşmet etek öpüp doğrulur:

– Efendimiz der, Ragıp Paşa kulunuz bendenizi buraya getirirken Zatı Şahanenizden hiçbir şey istemeyeceğime dair yemin ettirdi. Bundan dolayı hiçbir şey istemedim. Efendimiz de bana hiçbir şey vermediğine göre, acaba Ragıp Paşa kulunuz size de, bana bir şey vermeyeceğinize dair yemin mi ettirdi diye merak ettim…

Üçüncü Mustafa, Haşmete bir kese altın ihsan eder.

Marifet iltifata tabi ise, böyle hoşluklar da yaşanırmış sultanlarla, saraylarda.

Bayram şekeri ikramımız sayılsın diye yazdık bu yazımızı. Siyasi magazinden bunalan okuyucularımız biraz ferahlasın istedik.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*