Saygı eksikliğinde
“Epeyce” yol alanlar
“Kan bile vermem. Hastaneye gider veririm ama oraya vermem!”
TV5’teki bir programda, 6 Şubat depreminin ilk günlerinde, iktidarca gözlerden ırakta konuşlandırılmış ve fakat STK’lara çadır satışıyla gündem olmuş Kızılay’ı böyle eleştirmişti SP lideri Sayın Temel Karamollaoğlu
Muhalif medya mensuplarının “Skandal cevap” başlığıyla duyurduğu twiti, Kızılay bürokratlarından Murat Ellialtı, Sayın Temel Karamollaoğlu’na cevap diye yazmış.“Temel Karamollaoğlu epeyce yaşlı Bir gün kan ihtiyacı olursa olgun davranır, kendisini geri çevirmeyiz.”
Kibir yüklenmiş bir insanın kaleminden dökülmüş bu iki cümle, sahibinin nezaket, saygı ve adab-ı muaşeretle alakalı talim ve terbiye görmemişliğini böyle ifşa ettiğinde, verilen cevaplar da kendi sınıfından olur.
“Bak sen şu laf ebesi Ellialtı’ya
Ulan, o kan senin babanın kanı mı?”
Habertürk yazarı Fatih Altaylı’nın bu hitabında dikkat çeken sıfat, lüzumsuz laf üreticisi manasındaki “Laf ebesi” değil, ikinci cümlenin başındaki ve bizim de siyasi literatüre girmesine karşı olduğumuz “ulan” kelimesidir.
Bürokratlıklarını “sahip” olarak gören zihniyetin örneklerinden “Ellialtı” kişisinin kendisini, “İhtiyaç” anlarında “Olgun” davranan ve istekleri “Geri çevirmemek” erdemleriyle donatılmış saymasını inandırıcı bulmamış olacak ki Sayın Altaylı, bu kısmı cevaba değersiz saymış.
Habertürk’ten mesai arkadaşı, AKP iktidarında “CB Kültür Politikaları Kurulu Üyesi” sıfatı olan ve Dolmabahçe toplantılarına davet edilen Sayın Murat Bardakçı’nın daha önceki bir zamanda, “Bugün ben Kızılay’a ne bağış yaparım, ne de kan veririm” demesini de not ettiren Sayın Altaylı’nın “Hadi paçan sıkıyorsa ona da aynı şeyi söyle bakalım. Yiyor mu!” restinden de haberli olsun insanlar.
Sayın Altaylı’nın Kızılaycı Ellialtı’ya cevabının üstüne yazmak sayılmasın istediğimiz, birkaç cümlemiz var bizim de…
“Temel Karamollaoğlu epeyce yaşlı.”
Seçimler yaklaşıyor, fırsat bu fırsattır, diyerek bir taş atma uyanıklığında (gafletinde) bulunan “Ellialtı” nam kişinin, vurmak istediği ikinci kuş, Sayın Erdoğan’ın gönlüdür, gönlünü kazanmaktır.
Bir siyasi parti liderini, ama “Altılı Masa”ya yön veren bir siyasi parti liderini “Epeyce yaşlı” sıfatıyla tanımlayarak twitine başlaması o kişinin, Reis’i Sayın Erdoğan’a “Methiye” yazmak aşkındandır.
Sayın Erdoğan’ın, yaşı 50’nin altında olduğu bir zamanda (2002), “65 yaşına gelen siyasetçiler emekli olsun” buyurmasından, şiddetle ve hiddetle etkilenen “Ellialtı” kişisi, anlaşılan o ki, bizzat mumlu pasta üfleterek Sayın Bahçeli’nin 75 yaş kutlamasından bihaber kalmıştır.
Siyasetçilerin yaşı mevzu olduğunda, ABD Başkanı Ronald Reagan’a ikinci kez başkanlığı kazandıran konuşmasını hatırlamazsak, olmaz. Zira orası, ülkemiz siyasetçilerine yol ve yön veren ve hatta kimini de “BOP eş başkanı” atayan ülkedir.
69 yaşında ABD Başkanı seçilen Ronald Reagan, ikinci kez başkan olmak yarışında, kendini genç gören Mondale ile karşılaşır.
Bizdeki, “Gereğini yapan gazeteci Ahmet Bey ve gereğini yapmaya aday arkadaşları”nın karşısına oturmak geleneği, orada, iki rakibin kameralar ve halkın karşısında tartışması şeklindedir. Bu da unutulmasın.
Ronald Reagan 73, Walter Mondale 56 yaşındadır.
Mondale, rakibini yaşlılığından kündelemek isteyince, sazı eline alır Reagan.
“İleri yaşımın, ikinci kez seçilmek için giriştiğim bu kampanyada, benim için dezavantaj olmasına izin vermeyeceğim gibi, rakibimin gençliğini ve tecrübesizliğini, siyasi hedeflerim için araç olarak da kullanmayacağım.’’
Ardı arkası kesilmeyen diploma tartışmalarının yapıldığı AKP iktidarının bu son ayında, yaşlılığı kategorize etme, sınıflandırma hakkının olduğu iddiasıyla ortaya atılan Sayın Ellialtı’nın, “Boğaziçi Üniversitesi”nden diplomalı olduğu bilinirse, gazetemizin yazarlarından Yusuf Kandemir’in “AKP’nin yirmi yıllık serüveninde maalesef heder edilenlerin ne ilki, ne sonuncusu” tespitini tartışmaya rahatça geçebiliriz.
Yöneticisinden belli olur bir Kızılay
Gazetemizin 14 Mart 2023 tarihli ve “Hazin bir çöküş” başlıklı yazısında Yusuf Kandemir, bizim yukarıda twiti dolayısıyla tenkit ettiğimiz Sayın Ellialtı’nın patronu yahut üst yöneticisi sayılan Kızılay Başkanı Kerem Kınık’tan bahsetmektedir.
Bir hizmetlinin açık tutup bekleyebileceği ıssız bir dernek binasında doktorluk gibi bir mesleğin sahibi “vasıflı” bir insanın zaman geçirmesine şaşırması hala sürüyor gibi Yusuf Kandemir’in.
“Odasında yalnızdık, dernek binasında da başka kimse yoktu. Uzunca sayılabilecek bir vakit sohbet etmiştik.”
13–14 yıl önceki ziyaretinde konuştuklarından can alıcı bir özeti de var yazarımız Kandemir’in.
“AKP’nin tarihe gömülmesinin kaçınılmaz olduğunu, Milli Görüş hareketinin ise sayılardan bağımsız olarak Türkiye ve hatta dünya siyasetini inşa etmeye devam edeceğini söylemişti.
Sayın Kınık’ın, kendisinde “Makul bir Müslüman, ahlaklı bir insan izlenimi” uyandırmasına rağmen bugün, şüphelerini de paylaşmakta Sayın Kandemir.
“Bilemiyorum, belki beni idare edip hoşuma gidecek cevaplar vermiş olabilir.”
Medya organlarının “11 ilimizi etkileyen deprem afetinin hükümetin yetersiz müdahalesiyle felakete dönüşmesinin ardından eleştirilerin hedefi haline gelen Kızılay ve Başkanı Kerem Kınık” girişiyle haberlere başlamaları tarihe geçerken, 2016’da yaptığı bir konuşma da gündem oldu. O videosunda aynen şöyle konuşuyordu Kınık bey.
“Burada tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Bunun idrakindeyiz. Biz yamulursak gelin kılıcınızla bizi düzeltin.”
Hazreti Ömer yolunda olmak iddiasıyla çok alkış alan Kızılay Başkanı Kınık’ın, insanlarımıza, düzeltmenin en sert şeklini, kılıçla doğrultma hakkını verdiğini, tanıdığını, tavsiye ettiğini bugün gören, duyan yazarımız Sayın Yusuf Kandemir’in, “Bilemiyorum, belki beni idare edip hoşuma gidecek cevaplar vermiş olabilir” noktasında yalnız olmadığını, binlerce insanın aynı tezgaha maruz kaldığını acılı bir halde öğrenmiş olduk.
“AKP, Erbakan Hoca’mızın tabiriyle ta en başından itibaren İslam coğrafyasına ateş taşımak, yetimin hakkını yağmalamak için kurgulanmış bir Siyonist projesiydi. Mahiyeti ve mayası bozuktu. Büyük Ortadoğu’nun pazarlık masalarında şekillenen, baştan aşağı bir ihanet hareketiydi.”
İman gücüyle yapılmış bu tespiti yazısına koyan yazarımız Sayın Yusuf Kandemir’e bizim de bir küçük itirazımız var.
Sözlüklerde boşa gitme, ziyan olma, bir işe yaramama, karşılığını alamama gibi manaları olan “Heder” kelimesi ne Kızılay Başkanı Kerem Kınık ne de onun memuru Murat Ellialtı için kullanılamaz! Zira onlardan görevini yapanlar olmaları istenmişti. Kim tarafından sorusuna cevabı gazetemizin yazarı ve Saadet Partisi’nin GİK Üyesi Doç. Dr. Necmettin Çalışkan versin. 16 Mart 2023 tarihli ve “Bloklar arası tercihler ve acı gerçekler” başlıklı yazısından.
“28 Şubat aktörleri bugün de aktifler. Sembolik olarak tepede duran ismin bir yaptırım gücü yok. Yirmi yılı aşkın süredir iş başında bulunan kişinin yaptırım gücü olsaydı, şimdiye kadar belki de neler yapmazdı ki? Ama gücü yok, bir blokajın esareti altında.”
Toplantılarla Fatih’e benzemek
05 Mart 2023 tarihli Habertürk sitesinde Murat Bardakçı’nın “Dolmabahçe’de 7,5 saat” başlıklı yazısından öğrendik; Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın başkanlığında, devletin üst düzeyinin de katıldığı, yaşadığımız son felaketle ilgili bilim insanlarının davet edilip konuşturulduğu ve “Ulusal Risk Kalkanı” adı konan bir toplantının yapıldığını.
Sahasında uzmanların neler konuştuğunu ve izahı yapılan fikirleri, düşünceleri “Ulusal Risk Kalkanı” çerçevesinde uygulamaya konduğunda öğreneceğimizi söyleyen davetli gazeteci ve Cumhurbaşkanlığının bir başka kurulunun üyesi Sayın Murat Bardakçı, bu toplantının ülkemizin tarihinde bir ilk olduğunu ve üstelik Ankara’da “Altılı Masa–Ayak, bacak – Ha şimdi onarılacak” tartışmaları ayyuka çıkmışken yapıldı diye yazmış.
Sayın Murat Bardakçı’nın bir toplantının izahlı tercümesi veznindeki bu yazısını okuyan her insanımızın aklına, Necip Fazıl uyanıklığında düşen “Neden deprem felaketi öncesinde değil?” sorusu, yayım tarihinde ancak bir mana ifade edebilirdi.
Çünkü bahse konu “Ulusal Risk Kalkanı” toplantısı, tarihe, Şanlıurfa- Adıyaman sel felaketinden önce yapılmıştır, notuyla yazılacaktır.
Doğrusun söylemem gerekirse, afetler konusundaki bilgimin azlığından olsa gerek, sondan bir önceki paragrafı dikkatimi çekmişti Sayın Murat Bardakçı’nın. Yazma sebebim de orasıydı.
“7,5 saat süren toplantıdan çıktığımız sırada tarih profesörü bir arkadaş, ‘Padişahlar arasında bilime en fazla meraklı olan Fatih Sultan Mehmet idi ama o bile ulema ile yedi buçuk saat boyunca bir arada olmamıştı’ diyordu.”
Adını bir gün mutlaka öğreneceğimiz o profesörü cidden çok merak ediyorum. Mukayese için seçtiği padişah adı da önemli, o padişahın, ulema ile yaptığı tüm toplantıların saatlerini bilmesi de önemli.
Emin Oktay’ın yazdığı kitaplardan okusak da tarihimizi, Sayın Murat Bardakçı kusura bakmasın ama doğru ve orijinal bir bilgi gibi gelmiyor o profesörün pazarlama bilgisi.
Siz ne dersiniz?
Bir yanıt bırakın