10 ilimizi yıkan depremin tarih ve saati: 06 Şubat Pazartesi 2023 – 04.17
08 Şubat Çarşamba günü TV kanallarının naklen yayımladığı bir haber şu girişle duyuruldu.
“AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7.7 büyüklüğündeki depremin merkez üssü Kahramanmaraş’ta incelemelerde bulundu. Depremin vurduğu 10 ilde toplu konutları bir yıl içinde tamamlamayı planladıklarını belirten Erdoğan, ilk etapta her aileye 10’ar bin liralık destek vereceklerini söyledi.”
Haberin teferruat kısmında, depremin can kaybının 8 bin 574 olarak Erdoğan tarafından açıklandığı vurgulanırken, birinci günden söz edilmeden, ikinci gün (07 Şubat Salı) ve bugün (08 Şubat Çarşamba) duruma hakimiyet tesis edildiği de belirtilmiş.
Sayın Erdoğan’ın devam cümlesi de aynen şöyle: “Enkazlarda çalışmalar sürüyor, enkaz kaldırma çalışmalarını bakanlığımız yürütmeye başlıyor.”
“10. Gününde (15 Şubat) mucize kurtuluşlar: 228’inci saatte sağ çıkarıldılar.”
“11. Gününde, (16 Şubat) 248’inci saatte sağ çıkarıldı.”
Haberlerinin iktidar medyasında da yazıldığı ve yayıldığı biliniyorken, daha üçüncü günde “Enkaz kaldırma çalışmalarını bakanlığımız yürütmeye başlıyor” demek, bir Cumhurbaşkanlığı talimatı ise, bu acele nedendir?
“Vatandaşlarımız olur ya bu çadırlardan memnun olmayabilirler…”
“Çadırlardaki ısınma sıkıntısını da gidermiş olacaklar.”
Sayın Erdoğan’ın “Çadır”dan bahsettiği iki cümlesi aynen böyle. Adetleri, hangi sayıya ulaşacakları ve nerelerde kurulduğu belirtilmedi? Konteyner denilen geçici sığınma evlerinden de hiç söz edilmedi?
Sayın Erdoğan’a konuşma metni hazırlayanlar ve bilgi verenler, ki haberde, havalimanında Sayın Soylu ve diğer yetkililer deniyor; hangi psikologlardan, hangi sosyologlardan, hangi siyaset bilimcilerden ve bölgenin kanaat önderlerinin hangisinden, depremzedelerin acilen nakit para ve ev yapma vaadi duymayı beklediklerini öğrendiler acaba?
Bölgede yaşayan insanların yakınları, canları, yıkıntılar altında kurtarılma yardımını beklerken, (Can kaybı 8 bin 574 idi) Sayın Erdoğan’ı takip eden ve dinleyen insanlarımızın en yetkili ağızdan duymak istedikleri miydi, sayın Erdoğan’ın bu konuşması?
Her aileye, artık kaç kişi kalmışlarsa 10’ar bin lira vermek vaadi mi, yoksa yardımlarına yetişilip, ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağı sözü mü daha sakinleştirici olurdu?
Deprem bölgesinin 10 ili diyoruz. Kaç ilçemiz var, yıkılan? Köy olmaları sonlandırılarak bağlı bulundukları şehirlere uzak yakın denmeden mahalle yapılan, tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan insanların yerleşim yerlerinden kimin haberi var, hangi yetkili bahsetti, çökmüş ağıllardaki hayvanların da kurtarılmaya çalışıldığından?
BİR AY DOĞAR, BİZ ONA KIZILAY DERİZ
“Hedef yine Kızılay, yine yalan manşet! ‘Konteyner üretilmiyor’ dediler, 3 kat üretim çıktı.”
“Kahramanmaraş depreminin yaralarını sarmak için seferber olan Kızılay’a yönelik iftira sağanağı” var imiş, en yandaş haber kanallarından m.haber7.com defansa böyle başlamış.
Teferruatından cümleler paylaştığımız ne Sayın Erdoğan konuşmalarında geçti, ne de diğer yetkililerin dilinde vardı Kızılay’ımız. Hatta Sayın Varank Bakanın geliyor dediği battaniyeler dahi Kızılay’dan değildi.
Muhalif basına cevap olsun diye yapılan habere “İnsani faaliyetleri dünya çapında yankı uyandıran Türk Kızılay’ı” övgüsüyle başlanması, doğrusu göğsümüzü bir kat daha kabarttı.
30 yıldır atıl duran vagon fabrikasını konteyner fabrikası yapan, açılışı üç ay önce yapılan ve kısmi üretime başlayan fabrikada, çalışanlar afetzede durumuna geldiğinden ve birçoğu ile iletişime geçilmekte güçlük çekildiğinden…
Konteyner üretiminin maksimum seviyeye çıkması için talimatlarda bulunan Kızılay Genel Başkanı Sayın Kınık diyor ki: “Konteyner üretim kapasitesini üç katına çıkartıyoruz. Yaraları el birliğiyle soracağız.”
Sosyal medya ortamlarında paylaşılan ve bize de bilgilenmemiz için gönderilen bu videolu haberden elbette biz de çok faydalandık, aydınlandık.
Lakin üç kat olacağı iddia edilen üretimin bir katının sayısı ne idi ve nerelere gönderilmişti? Bir açıklama, bir belge neden yok?
10 ilimiz ve ilçelerinin tahmini konteyner ihtiyacı ne kadardı ve hangi zaman aralığında karşılanacaktı?
Gibi sorulara cevap olacak rakamları ve cümleleri de görmek, duymak isterdik; Osmanlı’dan bize “Hilal-i Ahmer” adıyla intikal eden Kızılay’ımızın haberleri yazıldığında.
KİM ARAMIŞ, KİM BULMUŞ, KİM KURTULMUŞ
Ağıtlarıyla 40’lı, 50’li yılların nesillerini etkileyen ve son yaşadığımız 10 ilimizin yıkıldığı depremde de resmi görüntü, fotoğraf verdirmekle hâlâ kendini hatırlatan (Bakınız, geçen haftaki yazımız) 1939 Erzincan depremiyle bağlantı kurulacak/kurduracak bir olayımız daha oldu bu hafta.
Erzincan meydanına heykel olan İsmet Paşa’nın özel ve beyaz treniyle nasıl gittiğinin insanlarımızca konuşulmasına tanık olduğumda, 1939 tarihine çeyrek asır eklenmişti.
“İsmet Paşa o gece Erzincan’a bezik oynayarak (Bir çeşit iskambil oyunu) gitmiş.”
Muhaliflerin kulaktan kulağa yaydıkları ve Halkçılarla münazaralarında koz olarak kullandıkları resimsiz ve ispatsız bu rivayeti, 70’li yılların başında, elli yılı Bab-ı Ali’de geçmiş bir gazeteciye sorduğumda, “Kaç saatlik yol. Ağlayarak mı gidecekti” cevabını almıştım.
Sosyal medyada dolaşan, deprem şehirlerimizden Şanlıurfa’da dolaşan, AKP’nin makamlı isimlerinden Numan Kurtulmuş ve birkaç insanımızın, dudaklarından dünyaya yayılan “Gülmek” fiillerinin görüntülerini/videosunu seyredince, bu İsmet Paşa’lı hatıralarım canlandı, acı tutmuş bir yerinden hafızamın.
“İnsanlar enkaz altından ‘Kurtarın!’ çığlıkları atarken…”
İsyanıyla paylaşılmış o fotoğraflara biz de itiraz etsek; şöyle mi desek acaba?
“Kimedir siteminiz, kınamanız? O Numan Bey, ‘Kurtulmuş’ biridir!”
Sistemin gözleri ışıltılı bakanı Sayın Nebati’nin, adı Binali Yıldırım olan eski Başbakanı’nı arkasına alacak şekilde iteleyip, yıkıntılar arasında sağlam duruş sergilemesinin yorumları tam yapılmamışken, ne manaya geldiği henüz anlaşılmamışken, “Kurtulmuş”larının gülme halleri, elbette İsmet Paşa rivayetiyle mukayese edilemez. Bizim yazmamız, çağrışımları dolayısıyladır.
İsmet Paşa kalıcı idi. 1939 Erzincan’ından çeyrek asır sonra da siyaset sahnesindeki etkinliği, o acıları canlı tuttuğundan, insanımızın o hissi tavırları normal şartlarda yaşananlardı.
Lakin, bahis mevzu olan “Kurtulmuş” politikacıların ise, birkaç aylık siyasi ömürleri belki vardır. İki olayın mukayesesi yanlıştır, dememizin çıkış noktası da burasıdır.
ACI YAMAN, ADIYAMAN
Osmanlı dönemi kaynaklarında ve Cumhuriyetin ilk devirlerindeki resmi belgelerde “Hısnımansur” ismiyle kayıtlı şehrin adı, 1928 yılının sonunda alınan bir kararla “ Adıyaman” olarak değiştirilmiştir.
İnternet sitelerinin bilgi stoklarından aldık, deprem felaketine uğrayan illerimizden Adıyaman’ın bu anlatımını.
Ana tanrıça ülkesi, Güzel Vadi, Yedi Yaman, Mansur’un Kalesi Adıyaman’a Odi Yaman, Ateşi Yaman demiş bir şiirinde, gazetemizin emekli emekçilerinden İbrahim Balcı, 1986 Mart’ında, “Bilinmeyen (o) coğrafya”da öğretmen iken. Hatırlattık, buldu gönderdi.
“Bilinmeyen (o) coğrafya” güzellik diyarı, güzelliğe övgü olmuştu hani. Yıkıldı, yıktı bizi. Rabbim yine tüttürsün ocaklarını Adıyaman’ın, Adana’nın, Gaziantep’in, Şanlıurfa’nın, Diyarbakır’ın, Hatay’ın, Kahramanmaraş’ın, Malatya’nın, Osmaniye’nin, Kilis’in.
ODİYAMAN
Hani hüsnün Hüsnümansur
Karşı dağlardaki kar benim hüznüm
Çay ve duhan arkadaşım
Evlat sevgisi İstanbul sevgisi
Buram buram tüter Hüsnümansur’da
Hüsnümansur
Hani Odiyaman’dın
Şimdi Adıyaman’sın
Duman mı oldu Suvarlı’da yaylayan.


Bir yanıt bırakın