İnternette dolaşan bir yazıyı gösterdi kızım.
William Henry Gates, nam-ı diğer Bill Gates, 1955 yılında Washington’da doğmuş. 13 yaşında girdiği Lakeside okulunda bilgisayar ile tanışmış.
1968 yılında ilk bilgisayar programını yazan Gates’in, 1973 yılında Harvard’a kabul edildiği ve 1975 yılında Harvard’dan geri dönmemek üzere ayrıldığı bilgileri de verilip, soruluyor: Eğer Türk olsaydı Gates, başarılı olur mu idi?
Cevabı, o günleri bu günler gibi sanarak vermeye çalışan bu ülkenin gençliğini biraz olsun aydınlatmak düşmez mi bize? O günleri yaşamış ve canlı kalmış biri olarak…
Ben de Bill Gates’in doğduğu yılın iki yıl öncesinde bu ülkede doğdum. Onun 13 yaşında okulunda bilgisayarla tanıştığı yaşta biz de ortaokul talebisi idik.
Atlasımız yoktu, bize özel.Coğrafya dersinde tahtaya astığımız delik deşik olmuş bir harifta üzerinde gezdiriyorduk parmaklarımızı. O sırada Bill Gates bilgisayarıyla izliyormuş bizi.
Evlerimizde radyo yoktu. Televizyon adını hiç duymamıştık ve hayal bile edemiyorduk nasıllığını?
Okulumuzun karşısındaki sinemanın her yenilenen afişi, bizi uzaklardaki bir dünya ile irtibatlandırırdı. Hele o filmlerden birine gitmişsek ve İstanbul’un caddelerini, binalarını, denizini görmüşsek, çok şey bilgiyor sayardık kendimizi. Coğrafya kitaplarında Yenimahalle’nin uzaktan görünüşü diye konmuş bir kavak ağaçlı resimden tanırdık Ankara’yı. Sultanahmet’ten bir görünüşle de İstanbul’u.
Coğrafya ve Tarih kitaplarımızın heykel resimleri dolayısıyla kimse hakkını yemesin. Büyük şehirlerimizdeki her büyük heykelin resmi vardı ve neyi anlattığı izah edilmişti? Hatta ben Beşiktaş sahilindeki Barbaros heykelinin yanından yarım gün ayrılamamıştım. Döne döne bakıyordum, Barbaros ve levendi, resimlerini gördüğüm o heykel mi idi? Yıl 1970 idi.
Evet yıl 1970 idi. Elimde lise diplomam vardı. Televizyon nedir görmemiştik. Nasıl yayın yapıyordu bilmiyorduk. Duyuyorduk yalnız, deneme yayınları yaptığını, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde.
O yıllar, 68 kuşağının eylemde olduğu yıllar. İşçi sınıfına daha fazla hak için ölmeyi göze alan arkadaşlarımızın aklına şu soru hiç gelmiyordu: Bilgisayarı bilmiyoruz. Lakin televizyon neden yok ülkemizde?Ve neden ayakkabıyı kara lastik olarak biliyor insanlarımız?
1973 yılında Harvard’a girmiş Gates. Biz de İstanbul Üniversitesi’nde okuyoruz.Gates Microsoft, Windows diye kafa patlatırken, biz nasıl daha az zararla atlatacağımızı düşünüyoruz 12 Mart’ın muhtıralı günlerini.
İşte o yıllarda TRT’nin Ankara radyosunda sabah programlarında anlatılıyor bizim ülkemize de televizyonun geleceği. Mektuplar yağıyor Anadolu’nun dört bir yanından o programa. Soru şu: Televizyon geldiğinde radyolarımızı ne yapacağız?
Anadolulu böyle soruları sorarken TRT’cilere; ne 68 kuşağı sordu, ne de 78 kuşağı şu soruyu yöneticilere: Biz dünyanın neresindeyiz? Ne zaman tanışacağız teknoloji ile?
Gates’in Harvard’ı terk ettiği yıllarda biz Taksim meydanlarında kutlanacak 1 Mayıs peşinde idik. İşçi sınıfını bir mutlu etseydik.
İşte o yıllarda ülkemizi yöneten Ecevit iktidarına TRT’de destek skeçleri oynayan Metin Akpınar-Zeki Alasya ikilisinden de bahsetmesem olmaz.
Zeki bey Avrupa’ya gidip gelen bir işadamı rolünde. Cannısa gittim, oradaki arkadaşın Viktor’a n’aber dedim, diyor. Metin’de ise aşağılama bakışları. Ülkemizin dövizini harcamaya utanmıyor musun? Otur oturduğun yerde, Avrupa’ya gitmek senin neyine? Yazık dövizlere…
Bu bir oyun olmasa halk sokağa dökülüp linç etmek için Zeki’yi arayacaktı.O günler işte böyle günlerdi.
BillGates Türk olsaydı, bilgisayarla bizim tanıştığımız yıllarda tanışmış olurdu. Sonra ne mi olurdu? Biz ne olduk ki?
Bir yanıt bırakın