Nasıl milletvekili oldular?

Gündemde sayın Deniz Baykal ve milletvekili arkadaşı var. Kim, nerede, ne yaptı, kiminle yaptı, nasıl yaptı; soruları da, cevapları da ilgi alanımda değil. Nasıl olsa olayın hukuki ve ahlaki yorumlarını siz uzmanlarından okuyacaksınız/dinleyeceksiniz.

Gizli kameralı kartel habercilerinin tv kanallarında cirit attıkları günlerden geldik. Gizli kameralı kartel habercileri, kendilerini büyük araştırmacı gazeteci diye ekranlarda pazarlayıp, suçladıkları/gizli görüntülerini aldıkları insanları intiharlara sürüklerken, bu ülkede bir tek Savaş Ay adındaki gazeteci bizzat bir tv kanalında şu cümleyi kullanmıştı: “Ben, gizli kamera kullanacak kadar şerefsiz biri değilim”

Gizli kameralı haber görüntülerine çok ödül verildi bu ülkede. Unuttuk mu? Yoksa bugünkü itirazcıların hepsi o günlerde hep susma haklarını mı kullanıyorlardı?

Dürüst gazetecilerimizden Aykut Işıklar: “Ama bu bayan arkadaşı nasıl milletvekili yaparsın? Belki beni Meclis’te temsil edecek daha iyi bir milletvekilim olacaktı.” diyemeyen uyanık gazetecileri sorgularken bugün, biz geçmişte yaşanan “nasıl milletvekili oldular” hikayelerinden bölümler okuyalım/hatırlayalım.

AP Genel Merkezinde herkes telaşlı. Birazdan Yüksek Seçim Kurulu’na ülkenin bütün vilayetlerinin aday listesi teslim edilecek. Evraklar bond çantalara konuyor ve iki parti çalışanı bir arabaya binerek yola çıkıyorlar. AP Genel Merkezi ile YSK arası ne kadar uzak? Evrak teslim etmeye giden o iki görevliden birinin tuvalet ihtiyacı depreşiveriyor. Hemen yol üzerindeki bir umumi helaya yönelen görevli, ne olur ne olmaz diyerek bond çantayı da yanına alıyor. Sonra efendim, teslimat son saat içerisinde YSK’ya yapılıyor ve akşam radyo haberlerinde aday isimlerinin okunması bekleniyor.

Fakat o ne? Doğuda bir vilayete sıra geldiğinde AP listesi okunurken herkes şaşkın. O vilayetteki oy gücü yüksek bir aşiret çocuğu yerine, listeleri teslime giden parti çalışanının adı okunmasın mı?

Mesele anlaşılıyor: Umumi helada, önceden hazırlanan evrak konuyor, çıkartılanın yerine. Artık çok geç. Yapacak bir şey yok; o vilayettekiler durumu öğrendiklerinde çok kızsalar da..

Kendini yazan adayımız, gidip seçim çalışmalarına katılıyor. Hatta Meclis’in en devamlı milletvekili dahi oluyor. O günlerde o milletvekilinin Demirel’e çok faydası olmuş olamaz mı? Kimbilir?

T. Özal’ın partisinde milletvekili iken kardeşi ile istifa edip iki kişilik bir parti kuran bayan milletvekilimiz anlatmıştı: “Ağabeyim milletvekili olacak. Ben de parti merkezine gittim. T. Özal beni görünce dedi ki: Gel seni milletvekili yapayım.” Ve o kişi hiç bilmediği bir Trakya vilayetinden miletvekili olmuştu. Herhalde bu ülkeye büyük hizmetler de yapmıştır.

Bu misallerle yetinirken şimdilik Mahmut Toptaş Hoca’ma bir itirazımı kuvvetlendirmek istiyorum burada. “Parti Başkanı etrafında gördüklerini milletvekili yapıyor, kendisine görünmeyen, ötede duran değerleri değil” demişti geçen haftaki sohbetimizde. Şöyle demek daha doğru ve mantıklı olsa gerek: Parti Başkanı teklif bekleyen uzaktaki değerleri biliyor, fakat yakındakileri tercihi, onlara teklif götürmemek içindir! Yani sayın Aykut Işıklar’ın özellikle üstünde durduğu “Belki beni Meclis’te temsil edecek daha iyi bir milletvekilim olacaktı” ihtimalini ve imkanını vermek istemediklerinden partilerine…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*