Uyuşmadan bir önce

Haşhaşı yetiştiren biziz. Bizim çocuklarımız ondan uyuşturucu madde elde edip kullanmayı düşünmezlerken, neden sizin çocuklarınız uyuşturucuların müptelası oluyorlar? Rahatsızlığınızın sebebini kendi bünyenizde arayınız?”

Böyle bir itiraz cümlesini 70’li yılların başında, ABD ‘nin bizim haşhaş üretimimize yasaklatma görüşmeleri sırasında Erbakan Hocamızın sarfettiğini duymuştuk.

Gazeteler uyuşturucu kullanma yaşı ilkokul önlerine kadar düştü diye yazarken bugün, bize ne olduğunu sorgulamalı değil miyiz? Uyuşturucuyu bu ülkede meşrulaştırmak / çok kullandırmak isteyenlerin bu kadar kısa sürede katettikleri yol fazla değil mi?

Sanat camiası, özellikle sinema tv dünyası uyuşturucu üstüne olumsuzluk etiketi yapıştırmak isterken dahi bir propagandaya alet olduğunu reyting ya da gişe hasılatı hesabı dolayısıyla mı görmek istemiyor?

Bir sinema filminden bir sahne: Emniyetin yarı karanlık sorgulama odasında sorgulayıcı rolündeki polis, bir plastik torbadan masanın üstüne boşalttığı beyaz tozu eğilerek burnuna çekiyor. Sorgulama ” kötü polis” etkisi verilmek istenir, ders bir: Uyuşturucu böyle kullanılır! Kullanan işte böyle acımasız ve cesur olur. (Bir kere de biz denesek mi acaba?)

Büyük övgülerle geçen haftalarda vizyona giren bir Türk filminin karelerinde yaşanan şaşkınlık sürsün efendim. Sorgulayıcı polis, birkaç cinayet işlemekle suçlanan zanlıya diyor ki: Şimdi senin evine giderim. Ve bizim buraya yazmakta utanacağımız cümleler, evde ne yapılacağına dair…

Yine bu ülke gazetelerinin yakalanan çete ve suç örgütleri haberleriyle süslendiği bu günlerde, bu ülke polisinin, suçlunun yakınlarını eylem alanı olarak kullanacağını / kullanabileceğini söylemesi; sözde kalsa bile insanın kanını dondurmaz mı?

İnsanın soracağı geliyor: Filmin senaristinin, yapımcısının, artistinin başlarına emniyette böyle bir sorgulama mı geldi, ki yansıtmaları böyle oldu?

Bir önceki nesil sinema starları “sayılı kabadayılar”dan olmak isterdi. Hepsinin istediği bir “Dayı” tiplemesi vardır. Kimi şamar uzmanı kesilirken, kimi siyah pardesü ve dizlerine kadar uzanan beyaz kaşkolla daha çok pavyon fedaisini andırırdı.

Emniyetle ilişkilerini Hulusi Kentmen tipi babacan komiserlerle götüren Türk Sineması, bugün salonlarda ve tv kanallarında psikopatlık sınırındaki itici ve ürkütücü polis tiplemelerinden medet umuyorsa, rahatsızlık ki adı ne olursa olsun, tüm bünyeyi sarmış demektir.

Geriye dönüp baktığımızda, vazgeçtiğimiz çok şeyin yanında bir tek “küçük Amerika” olmaktan vazgeçmediğimizi görürüz. Demek ki küçük Amerika olmak böyle bir şey!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*