Sevda ateşinin ilk günü 12 Ocak

Bizden önce şehirli olmuş ve şehirli havasını üzerine sindirmiş amcamın gazete okuyuşunu izlerdim her akşam. Sanırdım ki “Akşam” gazetesinin okunmasına ancak akşamları izin verilir. Ertesi sabahları ben de “Akşam” gazetesini elime aldığımda bahçeler içindeki evimizin en kuytu köşesine çekilirdim. Aman bir gören olmasın. Lakin anneme hiç anlatamadım bu durumu. Cahilliğine, okuma yazma bilmemesine verirdim; Akşam gazetesinin gündüzleri okunamaz yasaklığını anlayamamasını.

İlk ihtilal yıllarıydı o günler. Korkunun yüreklere sindiği ve insanların yavaş sesle konuştukları o günlerde benim çocuk aklımla Akşam gazetesini gündüz okunamaz olarak bilmem, okul sıralarımıza kadar varan siyasi baskının bende sonuçlanmasıydı.

Şehrimizin tek gazete bayii gazeteci Eşref’ten aldığım gazeteleri “Gasteee!” diye bağırarak şehrin caddelerinde satmam, ortaokul yıllarımın yazlarında sosyal eğitimim olmuştu. Hem sattığım 150 gazeteden 375 kuruş kazanıyordum, hem de koltuğumun altında matris kartonunun arasında taşıdığım bütün gazeteleri okuyordum öğleden sonraları. Hangi esnafın, hangi memurun, hangi öğretmenin, hangi işçinin, hangi emeklinin ne gazetesi okuduğunu bilmemin ve şehrin siyasi haritasını çözmeye çalışmamın zevki ise anlatılır gibi değil. Hava verirsin kendine. Bir öğretmenin ki genellikle Çetin Altan’ın yazdığı Akşam gazetesi okurlardı; senden Akşam mı istedi? Cumhuriyet’i uzatırsın. “Akşam kalmadı hocam! Bugün bununla idare edecek siniz?” Hayır, diyen öğretmenin manalı manalı bakmasına hiç aldırmıyorum. Çünkü karşı tarafta olduğumu çoktandır biliyorum.

Beşer adet gelen ve hiç satılmayan Zafer gazetesinin, Adalet gazetesinin paketlerini açıp okumama kızmazdı Eşref ağabey. Sanıyorum yine beş adet gelen ve iki tane satılan Sabah gazetesinin kalan ikisine Sümerbank işçileri arasında, birine de ulucami’nin yanındaki Acem kahvesinde hergün müşteri/alıcı bulmama için için seviniyordu.

Derken efendim, geldik mi 11 ocak 1973 gününe. Vefa’daki yurdun girişinde, bir arkadaşımın elinde Millî Gazete ile girmesini bekliyorum. Fakat yok. Ceketimin yakasını kaldırarak ve hacmimi küçülterek yağan karın altında koşar adım yürüyorum. Şehzadebaşı, Vezneciler, Beyazıt, Çarşıkapı, Çemberlitaş ve Cağaloğlu’nda Üretmenhan. Diyorlar ki: Matbaada basılıyor. Doğruca İnciliçavuş Sokak’taki Sabah matbaasına. Baskı ustasının kontrol için aradan çektiği gazeteyi istiyorum. Yurda girerken başımdaki ve omuzumdaki karları silkelemeden, koynumdan çıkardığım gazeteyi arkadaşlarıma gösteriyorum: Millî Gazete çıktı! İşte bizim gazetemiz.

Hazırlayanların dahi görmedikleri bir saatte, bizzat matbaadan gazete alan Millî Gazete’nin ilk okuyucularından olmak gurur ve huzuru içimden hiç eksilmedi.

Bugün iyiki yaşamışım o günü, diyorum mutlulukla. “Değmesin Yağlı Boya” günlerimi de özlememi hoşgörün lütfen.

Doğru zamanlara yolculuğumuz Millî Gazete ile doğrulansın, efendim!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*