Hayalsiz adamlar mezarlığı

Hayalsiz adamlar mezarlığıdır bu ülkenin siyaset sahnesinin en büyük adası.

Kalanlardan bir ayağı, iki ayağı ya da boğazına kadar çukurda olanların konuşmalarına bir bakın; hayal kurmuş insan kırıntısından eser miktarda dahi yok. Ne kendilerinde, ne de adamlarında / korumalarında / haleflerinde..

“Devlet adam öldürtebilir, başkaları yaparsa cinayettir.” Diyebilen ve bu ülkenin icraat makamlarına oturmuş birinin daha işin başındayken “Cinayetsiz günler, cinayetsiz devlet” hayalinin olduğunu söylemek / iddia etmek mümkün değildir.

Sayın Demirel için hiç hayali yoktu, demiyorum. Her iki yana, döne döne ve gerdanını şişire şişire yaptığı bütçe konuşmalarını hatırlıyorum eski meclisin kürsüsünden… Herkes söylemeye alışsın dediği “katrilyonlar”ın enflasyon şişirmeli rakamlar görüntüsü, bu ülkeyi anarşi yıllarına, ihtilal günlerine taşımadı mı?

“Beşyüz günde kurtaracağım!” teminatıyla son kez gelirken, kurtarma sözünün sadece ekonomiyi kapsadığını, cinayetleri ilgi alanına sokmadığını, onu getirenler bilmiyor mu idi? Biliyorlardı. Çünkü onların da Demirelli günler hayallerinde “kansız”lık yoktu. Önceki gelişlerinden öyle alışmışlardı.

“Efendim beşyüz gün demiştiniz?..” diyecek olduğunda bir gazeteci,”Beşyüz günün dolmasına beş gün var. Binaenaleyh acelen ne?” azarını yapıştıran Demirel’in hesabında cinayetlerin durması yoktu; soruyu soran gazetecinin aklında da / düşüncesinde de..

“Devlet adam öldürtebilir” dememesi için bir insanın, devleti hukuk içinde düşünmesi ve rutin dışında düşünmemesi, hayal etmesi gerekmez mi?

Sayın Demirel bunları hiç yapmadı.

“Çantamızı taşıyordu” diye küçümsediği ise aynı hayalsizlik aleminden gelmişti.

Yanındaki “Tank” lakabıyla maruf yol arkadaşına “Hasan, üç dört ayda ne yaparsak yaparız. Sonra bize Bir şey yaptırmazlar.” diyerek ilk gelişini yaşamış bir politikacının, bu ülkenin geleceği üstüne hayallerinin olduğuna inananlar varsa da bu ülkede, aralarında ben yokum.

Üç, dört ayda ne yaptıki, sonrasında ne yapacaktı? Enflasyonlar, enflasyonlar.. Papatyalar ve çocukların ticari hayatları, toptan çimento hisseleri almaları vesaire, vesaire..

“Şuraya bir kaset koyda neşemizi bulalım” yıllarından “Yusuf parti kursun burdan ineceğim” günlerine..

Birinci parti olmak, büyük çoğunluk, o kadar oy desteği… Hangisi hesapta var? Hangisine güveniliyor? Üç, dört ay sonra bize bir şey yaptırmazlar, baskısı / korkusu tek hayal olmuş.

Üç, dört ay sonra o güzel Tank Hasan, “yapacağımızı yaptık, artık gidelim” demiş mi? Dememiş. Neden? Çünkü ne kalırsa üstüne, ne de giderlerse üstüne bir hayal var. Hatta bir gün bu partiye ben genel başkan olabilirim. O günlerde bugün yapamadığımız şunları yapayım, hayali dahi olmadığından beyimizin, çakma aday Mesut Yılmaz karşısında hezimete uğradığını gazeteler ve tarihler yazdı sanırım.

Çakma aday Mesut Yılmaz, çakma millet vekillerinden biri idi o partideki. Kendisi anlatıyor: “Dediler ki: Özal seninle görüşmek istiyor. (Bay Alaton’nun elinden tutup Özal’a götürmesini kastediyor.) Ben sanıyordum ki, beni Kadıköy ilçe başkanı yapacak. Sevinerek gittim.”

Kapasitesi gereği hayali ancak Kadıköy ilçe başkanlığını kaldıran birinin bu ülkede başbakanlık yaptığını düşünmek bile, o günleri yaaşayan biri olarak beni hala ürpertiyor / korkutuyor.

Hayalsiz adamlar dedim, gömleklerini çıkarmış adamlar ne yana düşer, nerededirler? Ben cevaplamayayım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*