Mazeretleri yalan mazurlarımızın

Bürüksel Parlamentosu’na seçilen Mahinur Özdemir’in yemin töreninden sonra Masum Türker’i konuşturmuş bir gazeteci. Masum Türker RP milletvekili Merve Kavakçı’nın mecliste yemin etmesini engelleyen DSP grubunda idi. Bugün ise o DSP’nin genel başkanı koltuğunda oturuyor.

“Aslında biz Merve Kavakçı’nın mecliste yemin etmesine karşı çıkmayacaktık. Çünkü seçilmiş biri idi. Fakat diğer parti üyeleri alkışlama fiilini icra edince tepemizin tası attı!”

Sayın Türker’in konuşması/açıklaması kelime kelime böyle olmayabilir ama anlaşılması böyledir. Bu açıklamanın/anlaşılmanın acı yönlerini ancak bugün fark etmiş görünüyor sayın Türker. Yanılmıyorsam eğer, bu dahi ülkemiz için bir kazançtır.

Seçilmişliği/seçilmiş olmayı artık önemsiyor sayın Türker. O günlerde farkında olmaması, seçicilerini sadece Ecevit’ler bilmesinden kaynaklanmış olabilir. Bugün ise bir parti kurultayından delegelerin oyunu almış genel başkan pozisyonunda.

O malum olaydaki bir diğer acı yön ise şu: Bir parti grubunun tüm üyeleri, düğmelerine basılmış gibi Genel Başkanları ne yapıyorsa aynen taklit etmişlerdi. Yani sayın Türker’in iddia ettiği alkış, aynı anda hepsini aynı oranda/şekilde etkileyivermiş. Tam bir klinik vak’a. Ülkemin kaybettiği yer işte burası. Hak savunmayı düşünen muhalif ruhlu hiç kimse yok. Ya da önceden susturulmuşlar, tenbihlenmişler.

“Önceki kararımızın aksine, bir alkışlama yüzünden…” diyor sayın Türker ama o günkü görüntülerde ceplerini karıştıran bir Ecevit vardı. Her cepte ayrı bir not. (Babıali’nin bir futbol yazarı anlatıyor: Üç ihtimal üzerine yazılar bırakırdık gazeteye. Şu takım galip gelirse bu yazı. Diğer takım galip gelirse ikinci yazı. Beraberlikte ise üçüncü yazı konsun derdik. Amaan pazar günü maça kim gidecek? Ecevit ve DSP grubu da aynı taktikle hazırlanmış gibi…

İşte bu yüzden bu ülkenin insanları ne DSP’den ne de “hak savunuculuğu” rolünde terreddütler yaşayan sayın Türker’den siyaseten umutlu olmamak haklarını kullanmaktadırlar.

Meclis’imiz bir Bürüksel Parlamentosu kadar olamadı gibi laflar etmek taraftarı değilim. Bu ülke insanlarının yaşadıkları aynen ve yorumlarla saptırılmaya çalışılmadan tarihe yansısın istiyorum. Bu ülkenin gelecek nesillerinin sağlam yerde durmaları gerek çünkü. Ve bir misal daha:

Kendisi bizzat ve şahsen “andıç”lara maruz kalmış bir insan olmasına rağmen, ünlülerimizden sayın M. Ali Birand bir Tv programı yapıyor “Kavakçı olayı” üzerine. Rahatsız olduğu belli. Hazmetmekte güçlük çekiyor. Lakin boynunun büküldüğü bir yer var: Ben onlardan değilim. Dolayısıyla haksızlığı/hukuksuzluğu savunmak hakkım var diye düşünebiliyor zahir.

Konuşturduğu ABD’li parlamentere sorusu şu: Merve Kavakçı’nın çifte pasaportlu olması. ABD’li parlamenter ne Türkiye’yi biliyor, ne de çifte pasaportun, pasaportluların Türkiye’deki durumunu…

Elbette M. Ali Birand da söylemedi programda çifte pasaportlu milletvekillerinin diğer partilerdeki sayısını. Dolayısıyla gerekli “Merve Kavakçı suçlaması”nı yaptığını sanan sayın M. Ali Birand da yerini alacaktır, tarihin bu olayla ilgili sayfasında.

Farkında olduğumuz/farklı olduğumuz bilinsin istedik.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*