12 Eylül ihtilalinin bu ülkede niçin yapıldığını bilmek/ anlamak için daha önce yapılmış iki ihtilalin iyi okunmuş olunması gerekir.
“27 Mayıs darbesini yapan güçler, dönemin Genelkurmay Başkanı’nı da tutuklamışlardır.” cümlesi 27 Mayıs’ın nerede planlandığını ve uygulamaya konulduğunu anlatmaz mı, ki bu cümle 27 Mayıs’ın ne olduğunu öğrenmek isteyenlerin karşısına çıkan ilk bilgilerdendir.
27 Mayıs’ın içindeki tek general diyebileceğimiz Tümgeneral Madanoğlu anlatıyor: “Ordu komutanlarımızdan Gümüşpala telefon etti, soruyor: Orada ihtilal olmuş. Sorumlusu kim? Dedimki: Başımızda Cemal Gürsel var!” Cemal Gürsel o sırada İzmir’de ve istirahattadır.
Ve 27 Mayıs sonrasında paylaşılan makamlar, tabii senatörlükler… Ve tabii senatörlerin iktidardaki AP milletvekillerinden hesap sorma diye bir fikrin akıllarına dahi getirmemelerini istemeleri…
Derken 12 Mart…
12 Mart, Genelkurmay karargahındaki Generallerin imzasını taşımasına rağmen, bir “Muhtıra” olarak kalmadı mı?
27 Mayıs kadrosu, 12 Mart kadrosu… 12 Mart kadrosunun sıfatlıları “bir” alacaklıdırlar efendim.
12 Eylül işte o “bir” alacaklı olmanın tahsilatı şeklidir. Tahsilatın niçin “öyle” yapıldığı tartışmalarını da “Millî Şef”in o ünlü vecizesi durdurmalı idi.
“Şartlar oluşursa, ihtilal meşru olur!”
Yani önce şartlar oluşturulacak. Yoksa sorarlar adama: Durup dururken, bu ihtilal nerden çıktı?
27 Mayıs’tan bir hafta önceki gazetelere, dergilere bakınız; hiç ihtilal havası yoktur. Fakat şartlar çoktan kafalarda oluşturulmuştur. Kıyma makinaları, asfalta gömülenler, vatanın satılması, milli damadın tutklanması, vesaire vesaire…
Anadolu insanının söylediği şekille “Demirkırat”ların asılacaklarının dillendirilme tarihi 27 Mayıs’tan bir yıl önceye rastlar. Yani herkes beklerken bir ihtilali, hükümet habersizdir.
Gelelim 12 Eylül’e,
Gazeteler hergün “Bugün sokaklarda ölenler listesi” yayınlarken yeni bir ihtilalin ayak seslerini bu ülkede herkes duyuyorken, niçin Demirel hükümeti duymadı/habersizdi? Sorgulanması gereken budur!
11 Eylül’de akan kan 13 Eylül’de duruverdi, diyorlar. Ya ne olacaktı? 11 Eylül’de akan kan, “gerekçe” idi. Şartları oluşturma eylemi idi. 13 Eylül artık ihtilal oldu, herkes “meşru” yaşamına devam etsin.
12 Eylül’ün emekli ettiği generallerimizden biri, İstanbul’da bir resmi kuruma “müdür” olarak atanır. Yeni Müdür’ün disiplini ve çalışma anlayışından bunalan birkaç memur “şikayet” girişiminde bulunacaklarında, durumdan haberdar olan emekli general müdür toplar onları ve der ki: “Bana yapan yapmış yapacağını. Siz, ne yapabilirsiniz ki!”
Ordu komutanlığı hayalleri olan ve daha generalliğinin ilk basamağında emekli yapılmış olan bu ülke insanının bu müdafası sizin de içinizi acıtmaz mı?
Ah “meşru” sayılan o şartlar!
Bir yanıt bırakın