Millî Gazete okurlarının Mustafa Özdamar adını duyduklarında, içlerinin bir yerlerinde hasret çağlayanından yankılar bulacaklarından eminim. Ha, şu bizim “Nöbet”çi yazarımız, dediklerini de duyar gibiyim.
Mustafa Özdamar bu ülkenin memur yazarlarındandır. Yazmaya memur yazarlarından. O yazmasa idi Gönenli Mehmet Efendi’yi, Hacı Veyiszade’yi, Süleyman Hilmi Tunahan’ı, Şeyh Kotku’yu, Nur Volkanı Saîd-i Nursi’yi, Üstad Necip Fazıl’ı… Bugün tv’lere belgesel çeken, yapan insanlar hazır bilgiyi nerede bulacaklardı. Varsın olsun, tanıtsınlar Abide şahsiyetlerimizi. Çalıştıkları o televizyonlar yokken, onların kitabını yazarak bu ülkenin insanlarına tanıtan/sevdirten Mustafa Özdamar adını anmaktan kaçınsalar da, gocunsalar da… Varsın becerebilsinler, Abide şahsiyetlerimizi tanıtmayı. Tanıyanların yolu okumaya düştüğünde, mutlaka geleceklerdir “Kırk Kandil” yayınlarına… Çünkü orada Mustafa Özdamar’ın emeği o Abide Şahsiyetlerin kitapları vardır.
Daha başka neler vardır?
Güzel insanlar vardır, Dersaadet Dergahları vardır. Geleneğimizdeki sivil merasimler ve doğumdan ölüme musiki vardır. İstanbul vakıf hayrat ve ziyaret defteri vardır, Ehlullahın dilinden dualar, naslar ve niyazlar vardır ve meczublar vardır.
Meczubları Mustafa Özdamar’ın kaleminden okumanın tadını benim gibi yıllarca içinizde taşıyacaksınız. Rüyasında müftüyü azarlayan Peygamberimin “Mustafa’ma dokunma!” deyişi hep kulaklarımdadır.
Yine ondan; kadim dostum, ağabeyim Mustafa Özdamar’dan bir Konya esintisiyle bitirmek istiyorum yazımı. Hacı Veyiszade kitabında da yazıvermişti bu iç yakan anıyı.
Bir ikindi namazı sonrasında cemaat dağılırken Konya’da bir camide, geç kalanlardan biri kolundan tutar Hoca’yı: Aman Hocam! Beni biraz bekle hele!
Hoca, Hacı Veyiszade’mizin oğlu. Bir cemaat ehlinin ricasını mı kıracak? Bekler elbette. Beklerken düşünür, acaba sıkıntısı bir fıkhi konu mudur? Derken kahramanımız farzı eda eder ve gelir Hoca’nın yanına.
– De hele, derdin nedir?
– Hoca’m! Duydum ki sende güzel kiraz fidanları varmış. Ben de isterim onlardan!
Hoca’nın hali geliyor mu, şimdi gözünüzün önüne. Hacı Veyiszâde’nin oğlu, babasının oğlu Hoca’nın ağzından şu cümle dökülür iç yangınından.
– Hoca’ya ihtiyacı olan hoca’ya gider. Kiraz fidanına ihtiyacı olan da bana gelir.
Hemen hüzün çökmesin içinize. Bu, bizim hayatımızdır. Mustafa Özdamar’ın yazdıklarını/yazabildiklerini okumak için internetinize yazıverin “kırkkandil.com.”u.
Allah razı olsun Necati amca.Bizi bizden daha iyi anlatmış,ve tanıtmışsın.Samimi duygularınız ve emeğiniz için çok çok teşekkür ederim.Sizde Milli Gazete için “değer” ve “şanssınız”.Nice yazılarınızı yazmanız ve bizlerinde aydınlanmamız temennisi ile..
Sitenizin hayırlara vesile olması dileğimle…