– Baba! Sen iyiki milletvekili olmuşsun vaktiyle. Yoksa biz bu evi nasıl alacaktık.
Milletvekili veya belediye başkanı veya belediye meclis üyeliği veya kartel medyasında önemli bir tetikçilik görevi… Ne farkeder ki?
Çocuklarının o masumane sorularının altından nasıl kalkar o insanlar? Böyle bir soruyu çocukları veya torunları hiç sormasalar dahi, her an sorabilme ihtimallerinin olması onları hiç rahatsız etmez mi?
Bugün çocuklarına çok paralar kazandıran şirketler kurmuş bir siyasetçiyi, siyaseti hiç bilmediği yıllardan tanıyorum. Kooperatiflerin revaçta olduğu o ihtilal sonrası günlerde “kafaya aldığı” bir kooperatifi caddelere yakın yerden arsa aramaktan vaz geçirerek, kendi arsasının bitişiği olan kervan geçmez bir çukura götürmüştü. Hedefi malum. Arsası, dolayısıyla kıymetlenecek, küçük çocukları tüccar olamadıklarında bu arsanın geliriyle… Anlaşılıyor değil mi?
İnsanın gelecek üzerine hiç hayalinin olmamasının neticesidir bu tür davranışlar. Çukura götürülmüş o kooperatifin mağdurlarından biri, bugünün siyasetçisi o günün yönlendiricisine sayıp döküyordu geçen gün karşılaştığımızda: Çocuklarının bakımı çukura attırdığın kooperatifzedelere kalır mı bilmem?
Kim unuttu T. Özal’ın gelişinin İstanbul tepelerine yönelik siyasetçi kooperatiflerinin işgaliyle başladığını? Sarıyer tepelerine villalar, villalar… Gazeteler listelerini yayınlıyor kooperatif üyelerinin… Bakanlar, önemli milletvekilleri ve onlara yakın olanlar.
Arif bir kişiden duymuştum şu sözleri o günlerde: Bunlar ne kadar da aç imişler? Villasızlıktan ölmüşlermiş! O tepelerin, o ormanların villasız olduğunu bir onlar mı görmüşler? İhtilalin tahribatını ortadan kaldırsınlar diye seçilmedi mi bunlar? Peki bunların tahribatını kim kaldırabilir. Bu tahribatın sonuçları ne olur? Bilen var mı?
Ben dahi bilemezdim Özal’ın adamlarının tahribatının ne olacağını? Ta ki 28 Şubat’ı yaşayana kadar.
28 Şubat işte o tahribatın bir sonucu idi.
Bir yanıt bırakın