Geçmişimiz müzelere sığar mı?

Müzelerimizdeki kayıp tarihi eserler konu oldu ya, artık sıraya girer müzesi olan şehirlerimizin adları gazetelerde.

* Depoları sahte “sikke”lerle dolu olan bir müzemizde binin üzerinde tarihi eser sahtesi ile değiştirilmiş.

* Envanterde gözüküp müzede bulunmayan eserler…

* Dört yıl önce boşaltıldığı emniyete bildirilen bir müzede…

Ben hiç şaşırmadım, yaşayan tek geleneği “soyulmak” olan ülkemdeki müze soygunlarına.

İnsanının kıymetinin bilinmediği bir ülkede geçmişten kalan paranın, pulun, eşyanın, elemeğinin, göz nurunun mu bir değeri olacaktı? Değeri bilinmeyenler, “eder”i duyunca çekmiş gitmiş.

Bütün müzeler soyulduktan sonra ancak haberimiz oldu. Acaba neden?

Gizli kameralı araştırmacı kartel televizyoncuları, habercileri, yazarları irtica haberleri ile çok meşgul olduklarından dolayı olmasın? Devlet görevlilerinin görevi zaten malum. Kimin aklına gelir, irticacılardan uzak tutulan müzelerimizin soyulacağı?

Şaşırmadım demiştim; çocukluğumuzda tanıdığım birinin yaşadığı olay, bugünlerde olacakları anlatıyor gibi idi. Çünkü.

Bir köylümüzün tarlasında bulduğu para herkesin dilindedir. Görenler kıymetli olduğunu söylemiştir görmeyenlere. Alıcılara hep “‘hayır” der köylümüz. Hatta başka şehirlerden, büyük şehirlerden gelenlere de.

“Vilayete gittiğimde müzeye vereceğim” demekten başka bir şey demez; “Fakirsin, sat bir derdine harca” diyen arkadaşlarına.

Sabahın birinde, vilayete yolu düştüğünde müzenin önünde müdürün gelmesini beklemektedir. Biraz sonra onca ısrara rağmen “doğru” yapmanın tadını hissettirecektir tüm vücuduna.

Müze müdürüne uzatır parayı: “Bunu tarlada çift sürerken buldum.” uzatılan parayı şöyle bir evirip çevirerek cebine koyan müdür beyimiz: “Gidebilirsin!” “İyi ama, bir yazı vermeyecek misin?”

Sat, harca diyen arkadaşlara gösterilecek bir belgedir köylümüzün istediği. İcabında öğretmen okulundaki çocuğunun övünç kaynağı olsun hesabı.

Müdür bey çatık kaşlı, müdür bey sert: “Haydi git! Jandarmayı çağırttırma bana. Bir tane getirdi, gerisini saklıyor derim, bir araba sopa yersin.”

Gerisi, ama o bir tane bulmuştu. İşin içine jandarma da mı girecekti? Bu ihtimal hiç aklına gelmemişti o köylünün.

Sonra ne mi oldu?

Bir darbı mesel gibi kulaktan kulağa anlatılırken bu olay, ben de duydum. Ve ben küçük bir çocuktum.

Sonra ne mi oldu?

Bugünkü gazetelerin yazdıkları, işte..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*