Bu ülkenin medyası bu ülke insanlarının huzur içinde olmalarını neden istemez, anlamak zor. Karıştırıcılık yapamayacağı konu yok. Hiç anlamadığı diyanet konusunda bile işini görecek bir Zekeriya Beyaz bulabiliyor. Tiraj, reyting gibi gerekçelerin geçerliliği tartışılır. Satışları ve izlenme payları ortada. İktidarları zorda bırakarak patronlarını yeni banka, yeni mülk sahibi yapmak görevlerini geçmişte başarıyla yaptıklarına göre, medya ne istiyor bu ülke insanlarının huzurundan?
Doğal afetler zaten kapımızda. Deprem oldu, olcak korkusu sallıyorken, kuş gribi çocuklarımızdan başladı can almaya.
Lakin bu sarsıntılar doyurmuyor/tatmin etmiyor medyamızı. O kafasına göre sarsacak sansosyonel haberler arıyor ve buluyor.
Köşkte türban olursa Türkiye sarsılacakmış.
Mehmet Dülger’i bulmuşlar Dülger, Dülger, ortalığı ger, demişler.
Dülger gererse işte böyle gerermiş!
Adama bakıyorsun, babadan politikacı. Babasını ihtilal götürmüş, kendi partisini ihtilalciler kapatmış. Fakat o hâlâ demokrasiyi onlarsız düşünemiyor.
Bu ne ezilmişlik, bu ne korku imiş böyle.
“Türkiye’de reel politika ile demokrasi arasında mesafe var.”
İnsanın, “politikacı senin gibi olursa, mesafe tanımı az gelir, kapanmayacak uzaklıklar olur” diyesi geliyor.
Bu ülkenin politikacısı bu, din alimi Zekeriya Beyaz; medyanın yaptığı az… deme hakkı yok hiç kimsenin.
Bu ülke bu medyanın da ülkesi değil mi? Patronları icabında gider Avrupa’ya yerleşebilir. Lakin haber yapıcıları neden zevk alıyorlar. Ülkenin huzursuz olmasından. Varlık sebepleri huzursuzluk olamaz. Keşke birazcık istese medyamız, bu ülkenin bayram öncesinde huzurunu bozmamayı… Birazcık istese.
Türbanın, başörtüsünün Çankaya’da olduğu yıllarda bu ülkenin huzurunun bozulmadığını medyamız da bilir ama…
Bir yanıt bırakın