Kim istemez seçilmiş veya resmen görevlendirilmiş insanların başarılı olmasını? Kim istemez? Hatta o kadar gönülden isteriz ki, ettiğimiz dualar kendini laikcilik silahıyla donatılmış sanan ve o silahı taşımaya başkalarını layık görmeyen başta medya kalemşörlerinin dikkatini çeker ve fırsatını bulduklarında da dalgalarını geçerler. Duaları da işe yaramadı/boşa gitti, gibi cümleler kurarak gazetelerinde.
Yine bir maç ve yine içimde bir tedirginlik…
Sahadaki doksan dakikalık mücadele üç hakemin yönetimindeki yirmiiki futbolcunun arasında geçer. Normal şartlar altında kural bu.
Fakat bizim ülkemizin medyası normal şart özürlüsü olduğundan, sonuç şimdiden bellidir. Yeneceğiz, ezeceğiz!
Futbol kafası/kalitesi yönünden çok üstün müyüz? Hayır, ama biz Türküz! Bir de onuncu yıl marşını söyleyiverdi mi “muhteşem” seyircimiz…
Her bir medya kalemşorü, seçilmiş oyunculardan daha sorumlu imiş gibi döktürüyorsa veya üfürüyorsa, benim için netice bellidir. Bildiğimiz netice, alışkın olduğumuz netice yani…
Akıllı, uslu sandığımız bir kalemşör “duayen” konuşuyor ya da sirkatin söylüyor bir tv kanalında: “Filan tarihte filan ülke ile milli maçımız var. Gelen takımın santraforu çok ünlü. Biz hemen tedbirimizi aldık. Güya onunla röportaj yapmış gibi yazıverdik. Ünlü golcü, kendisini durdurmak görevi verilen müdafaa oyuncumuz filanı hiç tanımıyor: O da kimmiş dedi. Böyle aşağılanmak bizimkinin kanına dokunduğundan maç boyunca adama adım attırmadı.” Çözüme bakın!
Sonra ne oldu? Yani maçın neticesi ne? Kan değerinin üstünlüğünden adım attırılmayan golcü sadece iki gol atabilmiş ve sadece iki sıfır yenilmişiz.
Bu ülkede düzen böyle!
Başarısızlığından dolayı yıllardır işsizliğe mahkum edilmiş biri, kalemşorlarla iyi ilişkilerini kullanarak yüksek maaşlı sorumlu atatıyorsa kendini, neticenin farklı olması mümkün mü?
Yeni yeni dillere düşmeye başladı, futbolun da adaleti var, sözü… Lakin milli takım seçmelerinden iki asır uzaklıktadır daha.
Oynayan onbir futbolcusunun yedisi yabancı olan dört zengin kulübün kalan oyuncularından form durumlarına ve sağlık problemlerine bakılmaksızın seçilir, kanunu, anayasalar kırk kere değişse bile hiç değişmez, değiştirilmesi akıllara getirilmez.
Ve sonra…
Medyanın “muhteşem seyirci” gazını yemiş bu ülke insanları doldursun stadyumları, patlatsınlar gırtlaklarını.
Ve sonra…
Mazeretimiz hazır efendim: Şanssızdık! Yenildik ama ezilmedik! Hakemler bizi tutmuyor! Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!
Ve sonra…
Hiç aklımıza gelmez, yüksek maaşlı yetkililerin sonuçtan sorumlu olacakları… Hiç aklımıza gelmez! Ve kalemşorların “bundan sonra muhakkak” diye başlayan dalga geçme yazılarını buruşturup yüzlerine fırlatmak, hiç aklımıza gelmez.
Peki, yarın ya yenersek?
Ne değişecek? Bilen var mı bu ülkede?
Bir yanıt bırakın