“Nankör” Arayanlara Son Ramazan Yazısıdır

“Şehre indiğimde, sokaklara çıktığımda ‘Nerede o eski Ramazanlar’ diyecek bir noktaya geldim.”

Bu ülkenin yerlilerinden bir İstanbul çocuğunun, ABD’de yaşayan ve Habertürk’te yazan bir gazetecinin 11 Nisan 2023 tarihli makalesinin giriş paragrafından aldık bu cümleyi.

“Bir yabancı gazeteci olarak İstanbul izlenimlerim” başlığını koymuş yaşadığımız Ramazan’ı anlattığı bu yazısına Oray Eğin.

Ramazan günlerini, diğer günlerinden farklı kılmaksızın yaşayan gazeteci Oray Eğin’in, kendisinin de çok şaşırtıcı bulduğu şu tespiti, yazısının hemen başlarındadır.

“Bütün meyhaneler tıklım tıklım.”

AKP tarihi içinden verdiği misali, unutamadığı bir anısını okuduğumuzda ise, nerelerden nereye gelindiğinin, yani o şaşkınlığın tescil belgesini görmüş olduk.

“12 sene önce Bağdat Caddesi’nde içkili tek bir kebapçı bulamadığımızı hatırlıyorum. Şimdi içkisiz mekan bulmak mümkün değil.”

Mekanlardan daha önemlisi, içinde çalışanlardır. Onların acısını da hissettiriyor bize gazeteci Oray Eğin.

“Daha evvelden hatırladığım, bir mekan açık olsa bile, çalışanlarının çoğunluğunun oruçlu olduğuydu. Şimdi bir restoranda çok az kişi oruç tutuyor.”

Kendisini nasıl bir İstanbul’un beklediğini bilemediğini söylerken, yaşanan farklılaşmayı, yaşantılardaki taşınmaları, AKP yönetimindeki muhafazakarlık oranı artışına bağlamış, çok garip bir “görünür”lük etiketi altında.

Taksim’e cami yapılması, kamusal alanda başörtülü sayısının artması, “Dini siyaset söylemi”nin yadırganmaması, normalleşmesi AKP muhafazakarlığının açılımı sayılırken, “Dindar ailelerin çocuklarının dinden kopması(nı), deizmin yükselmesi(ni), genç kuşağın kendilerini dini kimlikle tanımlamaması(nı) da “Toplu bir değişimin işareti olarak yorumlanabilir” şeklinde açıklayan Oray Eğin’in en keskin, en vurucu ve en iç yakıcı diğer bir tespitine geçmeden, bizim de bir cümlelik dahili hatırlatmamız olsun.

Sırtı kürklü, başı börklü, eli oklu, etrafı kravatlı, icraatı Orta Asya kokulu, dernek–vakıf–üniversitelerden destekli prens, Sayın Bilal Erdoğan’ın gençlere örnek sayılan görüntüleriyle başlanan AKP yılları da katılsın bu etkilere.

“Şimdi içkisiz mekan bulmak mümkün değil. Ramazan menülerinde çok fazla domuz eti ürünü görüyorum.”

Başarılan “Değişim”in işaret taşı olarak “Alkol–Haram et” birlikteliğinin yaygınlaşmasını sayan gazeteci Oray Eğin, bugüne kadar yazdığı suya, sabuna, sinire ve asabiyetlere dokunmayan, alttan alta AKP övgülü ve tedbir amaçlı olduğunu sandığımız yazılarına galiba son veriyor. Bir taksici ağzından “Gitmek zorunda” diye yazmış çünkü, AKP iktidarını.

Oray Eğin’in bu makalesini okuyanların, başlarını kaldırdıklarında yandaş habercilerin moda tabiriyle söylersek, mevkidaşı Sayın Murat Bardakçı’nın yazısının başlığı “Muhafazakar nankörlük” ithamını görmeleri, ilahi bir tesadüf olsa gerek.

Neyse… Biz bir geçen yüzyıldan, bir de henüz yaşadığımız yıllardan, iki icraatın örnekliğinde, bir daha düşünsün isteriz okuyucularımız, Sayın Oray Eğin’in anlattıklarını.

1994 yılı. Refah Partisi’nin kazandığı belediyeler arasında Beykoz Belediyesi de var. Hangi gerekçeyle olduğunu hatırlamadığım YSK iptalinin üzüntü ve tedirginliğini şiddetli yaşadığımı biliyorum.

Seçimlerin yenilenmesinden önceki bir TV programında izlediğim ve yeniden aday gösterdiğimiz, çocukluğumun çizgi romanının kahramanından soyadlı partilimizin (Savrulanlardan oldu sonra) güven veren ve kararlı bir üslupla konuşmasını duyduğumda, Refah’tan alınacak kanaati yayılan Beykoz’u, yine kazanacağımızı anlamış ve çok sevinmiştim.

“Tekrar seçilirseniz, alkol satılan barakaları kaldıracak mısınız? Onlarca kişi orada evlerine ekmek götürüyor. Barakalarında alkol satan esnaflara bir diyeceğiniz var mı?”

Karşısındaki insanı alkole karşı olmak inancından vurmak isteyen spikere çok net bir cevabı vardı; o günkü Beykoz Belediyesi başkan adayımızın.

“Evet, o alkol satılan barakaları kaldıracağım. Hiç bir okulumuzun bahçesine alkol şişeleri, alkol kutuları atılsın istemiyorum.”

Bu tutum ve tavırla kazanmıştık biz Beykoz Belediyesi’ni bir daha.

İkinci örneğimiz ise henüz çok taze. Bir doçent arkadaşımın anlattığı ve bir gün yolumu düşürüp gazetemize fotoğraflı haber yapmak istediğim olay da yine bir İstanbul ilçesinde geçiyor.

“Bu kanun kapsamına giren ürünlerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunludur.”

Alkolle ilgili kanun kapsamına giren bir ürünü açık veya kapalı pazarlayacak adam, işyeri yapacağı mekanla, bir eğitim kurumunun, daha açık yazarsak bir lisenin komşuluğu varsa, yani kapıdan kapıya ölçülecek mesafe yüz metreden az ise, ne yapmalıdır, yahut ne yapacaktır? Sorumuzu şöyle de sorabiliriz. Bir okula yakın bir mesafede alkollü ürün bulunduracak bir işyeri olsun isteyen adamın bir şey yapmasına kim fırsat vermemiş olabilir?

Adamın muhatabı diğer ilgililer.

Yaptıkları nedir?

Okulun kapısını, mesafe yüz metre olacak şekilde karşı köşeye taşımak.

Her yasaya uygun olanın, adaletli olmadığını anlatan onca sosyolog yazıları varsın dolaşsın sosyal medyada.

Bir ramazan yazısını alkol kelimesini çok kullanarak yazmak istemezdik. Lakin Devri AKP’nin bu son günlerini kayda aldıranlardan haberdar etmek istedik.

Ramazan Mûcizesi

“Yâ Rab, şu muazzam ramazan hürmetine

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise”

Mehmed Âkif

Millet dindar olursa yurda âsâyiş, barış, sükûn, kardeşlik ve huzur gelir.

Ramazan din hayatımıza yepyeni bir heyecan ve atılış getirdi. Küllenen mukaddes ateşler yine alevlendi, gaflet bulutları dağıldı; insanlar akın akın câmilere, ibâdete koşmağa başladılar. Hele Cuma namazlarında ibadethâneler cemaati almıyor; mü’minler avlulara, sokaklara taşıyor. Ne hoş manzara, ne güzel hal…

Ramazan millet ve memleketimize feyiz, felâh, bereket getirdi. Bu mübarek ayda suçlar azalıyor, cemiyet düzeliyor. Ramazan boyunca içki sarfiyatı çok düşüyor; fuhuş, zina, ahlâksızlık seyrekleşiyor. İslâm’ın ebedî mucizesidir bu.

İslâmiyetin, dindarlığın ne büyük bir nimet olduğunu herkes görsün. Herkes anlasın ki, bir cemiyet bu yüce dini yaşarsa, onun emirlerine uyarsa dirlik ve düzene kavuşur.

İslâm’ın emirleri de, yasakları da hep insanlığın hayrınadır. Selim bir akıl, berrak bir mantık bunu böyle bilir ve kabul eder.

İslâm ne diyor: İnançlarınız doğru, amelleriniz doğru, ahlâkınız doğru olsun. Sizi Allah yarattı, O’na gereği gibi inanın ve kulluk edin. Size bir haberci gönderdi, onu dinleyin, onu örnek edinin.

Kardeş olun, adalete eşitliğe riayet edin. Zulm etmeyin. İçkiden, kumardan, fuhuştan, zinadan, ırz düşmanlığından, hırsızlıktan, rüşvetten, haksız yere adam öldürmekten, elinizle dilinizle insanlara kötülük etmekten sakının.

Fakirlere yardım edin, işçilerin hakkını verin, kazandıklarınızdan ve sermayenizden yoksullara verin, yetimleri koruyun.

İlmi, irfanı, edebi, ahlâkı, fazileti yayın… Gaflete düşmeyin, mütevâzı olun, şehvetlerinize uymayın, para ve mal hırsına kurban olmayın.

Yeryüzünde fitne ve fesat çıkartmayın, kibirlilik iyi değildir, kardeşlerinize karşı merhametli ve şefkatli olun, Allah yolunda cihad edin, insanlık düşmanı sapık kâfirlerle savaşın, Allah’ın dinini yüceltmek için çalışın…

(08 Eylül 1976 tarihli Büyük Gazete’deki Mehmet Şevket Eygi’nin baş yazısını okudunuz)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*