“Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Haktan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz!’’
Ortaokul sıralarında ezberlemiştik biz bu Namık Kemal şiirini.
“Dalkavuklukla irtikap
İşte etti bizi harap
Sen söyle ey şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz!”
İlk mısradaki yalakalık ve yiyicilik (rüşvet) anlamı, Demirel’in başbakanlık yıllarında da var idi. Lisedeyken 1969 seçimleri öncesinde yazma cesareti gösterdiğim bir oyunda, Demirel’i, galiba Namık Kemal etkisinde anlatmıştım.
“İşi gücü yalan oynaş,
Ensesi kalın kel bir baş,
Bedava olunca traş
Yağcılara zam yaptı hey,
İslamköylü Süleyman bey!”
Bedava traş, bildiğiniz yağcılık. “Kes traşı” denmesi ise, olayın tescili. Çok tanık olmuştuk, Demirel’den keramet bekleyenlerin bu azarla susturulmalarına.
Mecburen bu hatırlamaları yapmamızın sebebi geneldir. Bir AKP milletvekilinin “Ayakkabı yalamak” temalı konuşmasını duyan herkesin hatırına bir anı parçası gelmiştir. Bahsedeceğimiz bu olay özel olsa da, benzerlerine çok rastlandı bu ülkenin siyaset platformlarında.
“Tayyip ağabey Türkiye’nin başında. Dünyanın lideri. Kendi kendimize ihanet etmek gibi bazı şeylere sapıyoruz. Şimdi kalkıp da bazı ucuz sebeplerle Tayyip ağabeye ihanet etmek, Türkiye’ye ihanet etmektir. Böyle sebeplerle Tayyip ağabeye ihanet etmek, mazlumlara ihanet etmektir.
Daha ne olacak, biz Tayyip ağabeye ihaneti bırak, sırtımızda taşımamız lazım. Yani ayakkabısını elimizle yalamamız lazım.”
Sayfamızın kayıtlarında bulunsun diye konuşmasından iki paragrafı aldığımız AKP Milletvekili Şenel Yediyıldız, ülkenin gündemini değiştirirken, tam altı kere “İhanet” kelimesini kullanıyor.

Partisi AKP’nin ve ittifakçısı MHP’nin genelleştirdikleri Türk milletini suçlama taktiğini, bir milletvekili bu kadar açık ve net niçin uygular, ayarlamasını yaptığı bir TV röportajında? Hem de lideri seçim tarihini açıklamışken. Hem de kendisinin uzmanlık alanı tababet iken…
Cevabı, Sayın Erdoğan’ın bizzat “Gereğini yapan Ahmet bey” diye sıfatlandırdığı ve onurlandırdığı, “Devşirme” dediğimiz gazeteci yapıyor; fakat savunması yeterli değil. Zira Sayın Erdoğan’ı, onaylı gazetecilerden fazla bilmek, tanımak bir AKP milletvekilinin doğal hakkıdır.
“Eğer Edoğan’ın ‘ayakkabı’ ve ‘yalamak’ sözcüklerinin kendi ismi çevresinde yan yana getirilmesinden memnun kalacağını düşünüyorsan, fena halde yanılıyorsun.” (Ayakkabı Yalamak Ahmet Hakan –24.01.2023 Hürriyet)
Bu izahtan sonra, sayın yazarın hitap ettiği cenahtan, “Sayın Erdoğan’ın ayakkabısı ile hangi kelime veya hangi iki kelime ismi çevresinde yan yana gelirse memnun olur, bildir bize gereğini yapan ey şanlı gazeteci” gibi talepler olur mu bilmeyiz; gündem olmazsa ilgilenmeyiz, niyet de sorgulamayız.
“Tayyip ağabey Türkiye’nin başında”
Doğumu 1953 olan, doğumu 1954 olana ağabey diyor ve bulunduğu yeri yani konumunu ilk cümlesinde böyle söylüyor: Türkiye’nin başında!
Oraya kim getirdi? Millet!
Sözlüklerde “Hainlik” manasıyla açıklanan ihanetle kim suçlanıyor: Millet!
Partisi AKP’nin her fırsatta, bütün seçimleri biz kazanıyoruz öğünmesine sebep ve sonuç olan bu millet, daha ne yapacaktı da, sayın milletvekili tarafından ihanet etmekle suçlanmayacaktı?
Ucuz sebepler ne? İhaneti nasıl?
“Biz Tayyip ağabeye ihaneti bırak, sırtımızda taşımamız lazım.”
Saray’dan Meclis’e gelirken mi? Eşlik eden onlarca görevliler ve koruma arabaları ne olacak? Hangi sırt dayanabilir.
Hem Sayın Erdoğan, itibardan tasarruf olmaz demiyor mu o arabalara binerken?
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray’a giderken, Türkiye’den götürülen Mercedes marka zırhlı makam aracını kullandı.” Haberini okuduğumuzda, Sayın Erdoğan New York’taki Türklerin sırtında taşımalarını önlemek için böyle yaptı, fikri mi düşmeli aklımıza, gibi soru çok. Fakat geçiyoruz.
Çünkü, seçim sloganı olsun isteğiyle hazırlanıp söylendiğine inandığımız klişe cümlesinin en acı yerine geldik, AKP milletvekili Sayın Yediyıldız’ın.
“Ayakkabısını elimizle yalamamız lazım.”
Kültüründe dostlarını “başa bakmak”la ödüllendirmiş bir millet iken biz, neden ayakkabılı bir örnekle (ancak) anlatabiliyor meramını bir iktidar milletvekili?
Milleti layık görmek kompleksi değilse bu, ulaşabilme gücünün geleceği yeri orası sanmak mıdır?
Ayakkabı…
Teröristleri ayakkabı numaralarına kadar bilen İçişleri Bakanı Sayın Soylu’yu hatırlara düşürmek, gönüllendirmek için kullanılmış da olamayacağına göre.
Bir ihtimal var, söyleten söyletiyor diyebileceğimiz.
İktidarcı gazetelerin yazmak için bahaneler uydurdukları ve 28 Şubat’ta tescillendirdikleri bir resimli haberleri var. Amiral takaları Hürriyet 28 Şubat 2011’de kullanmış yine.
“Necmettin Erbakan’ın Altınoluk’taki yazlığına korumalarına ayaklarını yıkatırken verdiği görüntü de unutulmadı.”
FETÖ+Kartel medyası+Sol+Rahmetli Erbakan’ın raporlu rahatsızlığını ikballerine malzeme yapanlar’ın hep kullandığı, sürekli hatırlattığı ve bizleri de hüzünlendiren, içimizi yakan o abdest alma fotoğrafı canlanıyor gözümüzde, ihtimal derken.
En tabi bir hakkın kullanılmasını, “Korumasına ayaklarını yıkatmak” istihzasıyla ananların ve iktidarlı olanların, bir gün ressam fırçası ve muharrir kalemiyle anlatan kitaplar yayımlamak hayalimiz hep canlı iken, bu yazımız da böyle işlendi “Ayakkabı ve yalamak” konusu.
KÜLTÜR MÜCADELELERİYLE KAZANILIRMIŞ YILLAR
60 ihtilalinden sonra iktidar olan Adalet Partisi’nin Başbakanı Süleyman Demirel ve Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin “Eski Türkçe” bilmediklerini öğrendiğinde İsmet İnönü’nün, çok sevindiğini ve hedefimiz böyle yöneticilerdi, kavuştuk, dediğini anlatmıştı münevverlerimizden biri.
AKP’nin 20 yıllık iktidarının çok verilen ödül törenlerinde, kültür konusunda geride kaldığımız nutukları atılıyorken, arşivimizden bir yazı çıkardık ve buraya koyduk. Belgedir diye.
İktidarın hiç bir katibi, kalemcisi, kalemşoru yazmadı bu konuyu. Böyle bir talepte bulunmadı.
Alıntıladığımız fıkra 27 Mart 1948 tarihli “Her Hafta” mecmuasında neşredilmiştir.
1948 tarihine dikkat:
“Milli Şef” iktidarına milletimizin “Artık Yeter” demesine daha iki yıl var.
GENÇ MÜNEVVERLERİMİZE TAVSİYE EDERİM (YAZAN: V–NÛ)
Tahsillerini ilerlettikten sonra eski harfleri de okumağa çalışsınlar; bundan hem kendileri faydalanır hem de millet.
Atatürk inkılâplarına can ve gönülden bağlı olduğumu başta tekrarlayayım. Fakat Atatürk inkılâplarına bağlı olmak münevver gençlerin, eski harfleri –liseyi bitireceklerine yakın– öğrenmelerine mâni değildir. Bu öğreniş lâtin harflerinin kabulündeki hikmeti de nakşetmez.
Biz geniş halk tabakaları ümmilikten kurtulsun diye ve bir de Garp medeniyetine yaklaşalım, onun tekniğinden istifade edelim diye lâtin harflerini kabul ettik. (Bunun faydalarını da, elle tutulur şekilde gördük.) Yoksa biz, ecdadımızın eserlerinden tamamiyle alâkayı keselim diye bu harf inkılâbını yapmadık. Halbuki, kütüphaneler dolusu eserlerden gençlerimiz istifade edemiyor. Evliya Çelebiyi, Vaka Nüvisleri mezar taşları vesair kitabeleri okuyamıyor.
Hele fen kısmına değil de, edebiyat ve hukuk gibi, Dil–Tarih–Coğrafya gibi kültür kısımlarına emek verecek münevver gençlerimizin, lisenin son sınıflarına geldikleri vakit kendiliklerinden eski Türkçeyi öğrenmelerinde büyük bir fayda vardır. Bu iş de, öyle zannedildiği gibi zihinlerde büyütülecek bir güçlük arzetmiyor.
Ben vaktiyle ecnebilere eski harflerle Türkçe öğretirdim. Lisenin onuncu sınıfındaki kızımıza da aynı usulle eski harfleri öğretmek istedim. Bir iki ay zarfında (meselâ Ahmet Refik’in tarihini okuyacak kadar) eski harfleri öğrendi.
Evet, eski harfleri öğrenmek yenilere nazaran çok güçtür. Fakat bu güçlük ümmiler içindir. Tahsilini yapmış bir Türk münevveri, ilâve olarak, eski harfleri pek kolay öğrenebiliyor.
İstanbul Üniversitesi Türk Dil–Tarih ve Edebiyatı asistanlarından Bay Ali Genceli ile de ayni mevzuu görüştük. Onun da talebeleri birkaç ay içinde eski harfleri ve Arapçanın ırablarını öğreniveriyorlarmış.
Keza, İstanbul gazetecilerinden Alişan Dobra arkadaşımız, genç bir meslekdaşın eski harfleri nasıl öğrendiğini şöyle hikâye etti:
– Paris’te tahsildeydim. Bombardımanlar başladı. Mahzenlere girdik. Yanıma eski bir kıraat kitabı almıştım. (At, araba, dadı, baca, kredi, köpek) gibi kelimeler, resimlerin altında yazılıydı. Bunlara baka baka o gamlı saatlerde eski Türkçeyi söktüm. Şimdi çok memnununum.
Bana kimse mürteci diyemez. Onun için göğsümü gere gere gençlerimize, normal tahsillerini ilerlettikten sonra, oyun kabilinden eski harfleri öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Yarım bir ecnebi lisan öğrenmiş kadar istifade edeceklerdir. Bu sayede de mazi ile istikbalin bağları kopmamış olacaktır. Naimalar, Cevdet Paşalar, Vasıflar, tapular, fetvalar, beraatler, âbide başlıkları Türk münevverleri tarafından okunmakta devam edecektir.
Bunda zarar değil, hem şahıslar, hem millet için fayda vardır. Diğer işlerimize sekte vurmaksızın üç aylık bir devre zarfında Arap harfleriyle okumağı öğrenebilirsiniz.
Bir yanıt bırakın