Dün Fatih Camii’ne gittim. Talebelik yıllarımın geçtiği Fatih Medrese odalarının pencere altlarından geçerken kolumdaki arkadaşım Dr. Akif Akça’ya söyledim: Hüzünden payımıza düşeni alalım.
Bostancı’da şehit edilen Emniyet Amiri Balaban’ın cenaze namazı için Fatih Camii avlusunu dolduran bu ülke insanlarından biri olmak yakınlık duygusunun ötesinde bir noktaya itiyor sizi. Buradasınız ve olan bitenin farkındasınız.
Teröristin “Türk ve Kürt halkları kardeşliği” sloganı atmasına rağmen tek başınalığı komünist olmadığını gösteriyor. Acaba kartel medyasının saklamaya çalıştığı Ergenekon’la daha mı ilgili? İnternet ortamında bugün gördüğüm Galatasaray Hamamı’nda kitap tanıtımı eylemi de düşüncelerimi doğrular gibi…
Nereden aklına gelmişse, 70’li yılların başındaki Mahir Çayan eylemi ile benzerlik/bağlantı kurmuş bir kartel gazetesi. O günlerde o olayı uzaktan ve ancak gazetelerden takip etmiştik ama yakın tanıklardan birinin romanında anlattıkları, bu ülkedeki olayların görüntülendikleri gibi olmadığını öğretmişti bize.
Aclan Sayılgan’ın romanından bahsediyorum. Vurulma anının biraz öncesinde Cevahir der ki; Mahir Çayan’a: Senden hep şüphe etmiştim. Fakat şüphem ancak şimdi izole oldu. Sebep der Çayan. Şüpheni anlıyorum ama artık şüphe etmeme sebebin ne, diye sorduğunda aldığı cevap benim de kafamdaki bazı sorulara ışık olmuştur. Biraz sonra ikimizin de ölecek olması. Eğer sen şüphe ettiğim gibi biri olsaydın, ölmesi kesin biri olarak durmazdın yanımda.
Biz bu günlere geçmişimizi yaşayarak geldik. Lakin bugün unuttuğumuz o geçmişi ne sorguladık, ne de hesaplaştık. Günübirlik politikacı, lügatında “yarın” olmayan politikacı Demirel’in dalga geçmesine kandık, durduk. “Dün dündür, bugün bugündür.”
Dün nasıl bir dündü? Bugün nasıl bir yarına gebe? Ne Demirel’in derdi oldu, ne de onun beslediği yahut ondan beslenen kartel medyasının?
Amir Balaban ve küçüğümüz Mazlum Şeker’in katilinin boy boy resimleri yayınlanırken internet sitelerinde insanın sorası geliyor: Neden daha önce pasifize edilmedi? Yoksa şu malum örgütün dibine mi saklanmıştı?
Bu arada Demirel’e sormuşlar: Bir numara siz misiniz?
Demirel bu ülkenin bir numarasıdır ama bir numara değildir. Hâlâ anlaşılamadı mı?
Demirel’e bir soru mu sormak istiyorsunuz? Alın size soru: Şimdi petrol var, içiyor musunuz?
Ne olduğunu söylemiş olursunuz böylece?
Bir düşünün!
Bir yanıt bırakın